Düşünürler, mevcut sorunlara en doğru çözümü üretebilecek felsefi bir bakış, duruş ve tavır oluşturmak amacıyla yola çıkarlar.
Ancak özgürleşme ve eşitlenme, ortaklaşma ve sürekli yenilenme içeren felsefi bir bakış, toplumsal tarihteki geçmiş önyargıları ve kalıpları yıkarak ilerler.
Elbette mutlak ve evrensel bir sistematiğe ulaşmak, hayatın sürekli yenilenen olasılıklarla dönüşüp değişmesi nedeniyle olanaksızdır. Çünkü önceden programlanan her sistematiğin ya da pradigmanın, mutlaka tükenecek olan bir geçerlilik süresi vardır.
Ezelden ebediyete değişmeden sürdürülmesi istenen felsefi bakışlar, kesinlikle hiyerarşik ve otoriter devletçi düşünce kalıplarını oluşturur.
Elbette birçok felsefe, nesnel pratik sürece aktarılabilecek somut bir işlevsellik içerir ama sürecin akışkanlığı karşısında er geç yenilenmek zorunda kalır.
Özgürlükçü ve eşitlikçi değerleri ve kavramlar sistemini kurgulayan bir felsefe de; içine doğduğu teolojik, antropolojik, sosyolojik ve ekonomi-politik koşulları, tarihsel değişimin içinden çözümlemekle işe başlar.
Ancak bu farklı bilimsel kavrayışların herhangi birine mutlak ağırlık vermek ve temel-tali ilişkisi ekseninde yol almak yanlıştır.
Dar ve indirgemeci bakışlara kapalı olan rizompolitik felsefe; bağlantısal bir bütünsellik içinde tüm bilimleri ve farklılaşma dinamiklerini harmanlayarak ve değişime her daim açık kalarak yol alır ve asla durağanlaşmayan, akışkan ve geçişken bir felsefeyi, hayatın içinde hayatla birlikte üretir. Bu felsefe, içkinlik düzleminde en doğal ilişkilere açık olan rıza toplumunun mayasıdır.
Artık bu kalıplaştırılmış tekil hiyerarşik bir devlet ve tekçi bir cins ve kimlik felsefesi değil, hayatın değişimiyle bütünleşik, kadıncıl, barışçıl ve çevreci bir toplumun ve dinamik bir hayat felsefesidir.

