19.Yüzyılda ulus-devletler, modernist paradigmalar temelinde toplum mühendisliği yaparak, gösteri demokrasilerini oluşturmuşlar ve bu sahte demokrasiyi belirli sınırlara hapsetmişlerdi.
Kapitalizmin bugünkü mevcut iktidarları da; 21. Yüzyılda hukuk ve yasayı, dinsel kurumları ve teknolojiyi tekellerine alan kesimlerin istediği doğrultuda toplum mühendisliği yapmaya devam etmektedir. Ancak bu eylemler, küresel ve bölgesel ölçekte bir ilerleme ve kalkınma gibi gözükseler de, bu eylemler özünde toplumları yukarıdan aşağıya en otokratik çizgiye ve saldırgan savaş paradigmalarına göre biçimlendirmeyi hedeflemektedir.
Ülkemizin son 25 yılında İslamcı sermayenin kapitalist azgınlığı neticesinde, sağlığın ve eğitimin parasız ve eşitlikçi özü yok edilmiş, şehirlerarası ulaşım, otoyollar ve köprülerle ücretlendirilmiş, enerji giderleri sürekli zamlanmış, kendi kendine yetebilen tarım ve hayvancılık yok edilmiş, enflasyon ve dış borç muazzam oranda arttırılmıştır.
Hâl böyleyken bazı akademik eleştirilerde, ülkemizin otoriter bir yönetim sistemine sahip olması ve bir türlü gerçek bir demokrasiyle buluşamamasının ardında Kemalizmin paradigmatik inşasının yattığına dair görüşler geliştirilmiştir. Gerçekte Kemalizmin topluma kazandırdığı birçok demokratik değerin var olduğu ve demokrasi düşmanlarının ilk hedefinin bu değerler olduğu da kabul edilmektedir.
Öte yandan gerici İslami kesimin gittikçe azgınlaşan otokratik çizgisine karşı konumlanan halk muhalefetinin, post-kemalist, laik ve seküler bir çizgi etrafında buluştuğu aşikâr bir gerçektir. Kemalizmi güncelleyen ve daha ileriye taşımak için halkla birlikte mücadele yürütenler olduğu gibi, son süreçte Kemalizmi, yukarıdan aşağıya inşa edilen otoriteryan bir çizgide algılayan kaypak kesimlerin de öne çıkartılması söz konusudur.
Ayrıca çarpık sistemin otokratik eğilimlerinden güç alan bu sinsi kesimin, İslamcı otokratlarla anlaşma içine girdiği, bağımsızlığı temel karakteri olarak benimseyen kemalizmin, sağcı-muhafazakâr eğilimlere nasıl mahkûm edildiği ve bağımlı kılındığı utanılacak bir sapma olarak kaydedilmelidir.
Post kemalizmin, otoriterlikten arınarak ve organik-sivil toplum iradeleşmesine dayanarak, aşağıdan yukarıya demokratik ilişkiler geliştirme adımları 1985 sonrasında başlamış ve Kemalistler arasında demokratik eğilimden yana olanlar ile otoriteryan eğilimden yana olanlar (Deniz Baykal-KK çizgisi) arasında açık bir bölünme yaşanmıştır.
Elbette kimin değişimci Kemalist, kimin gerici Kemalist olduğu halk tarafından görülmekte ve halkın büyük çoğunluğu, Kemalizmin demokratik açılımlarına ve değişim arzusuna destek vermektedir. Devam edecek…

