Özgür ve Özgün Bir Deneyimleme Olarak Devrim Devrim deneyimleri ve gerçekleşme olanakları, her ülkenin kendi iç çelişkileri, tarihsel-kültürel duyarlılıkları, ekonomi-politik inşa süreçleri ve psikolojik birikimlerinin farklılıkları nedeniyle özdeş ve tıpatıp benzeş olamaz.
Devrimlerin gerçekleşme potansiyelleri; doğuş, gelişme ve işleyiş mekanizmaları, sınıfların mevzilenmesi ve mücadele yöntemleri birbirinden farklıdır, çünkü her ülkede tarihsel iç çelişkiler ve toplumsal kuvvetlerin bileşkeleri birbirinden farklı gelişebilir.
Bu nedenlerle her bir devrim, kendince belirli bir özgünlük ve yaratıcılık içermek durumundadır ve kendi bağımsız, içsel akışı içinde ve yaratıcı dinamiklerini açığa çıkarabilme gücüyle yol almak zorundadır.
Devrimler birbirlerinin deneyimlerini ve hayatı yorumlama tarzlarını görür ve birbirlerinden etkilenirler ancak bir devrim etkilendiği herhangi bir devrimin birebir aynısı olmaya kalkarsa ya da o devrimi, kolaylığa kaçarak taklit etmeye uğraşırsa, sonuçta başarısızlığa mahkûm olur.
Devrimin akarak kendi özgün yolunu bulması ve hayatı, kendi içsel çelişkilerinden yola çıkarak yorumlaması, tıpkı bir düşünürün kendinden önceki birçok düşünürün düşüncelerinden etkilenmesi ve onlardan ilham alması ama nihayetinde kendince bir yorumlama ve çözümleme üreterek, kendi özgün, içsel ve bağımsız yolunu bulabilmesi gibidir.
Bu anlamda her devrim, diğer devrim yorumlarının girdabına kapılmadan, kendi iç çelişkilerinin açığa çıkardığı farklı deneyimlerin ışığında, kendi yaratıcı yolunu kendi özgücüyle açarak ilerler.
Hayat; rengârenk, çok kültürlü ve sürekli çeşitlenerek ilerleyen, arzu ve neşeyle, keder ve kahırla dolu farklı süreçlerin bazen ayrışarak ama genelde iç içe geçerek ilerlediği; her yeni doğuş ve oluşun bu içsel yaratıcılığa kendince katkı ve özgünlük kattığı bir bileşkedir.
Dolayısıyla hayatın içinde açığa çıkan hiçbir özgün ve yaratıcı farklılaşma yok sayılıp, bastırılmamalı ve hayatın olumlu ilerleyişine sundukları katkı ve değer ölçüsünde, hayata güç ve renk katan bir zenginlik ve farklı yaratıcı dinamikler olarak ele alınmalıdır.
Hayatın ortaklaşma, destekleşme, güç, bilgi ve deneyim aktarma olanaklarını besleyen her farklı dinamik özgür bırakılabilir, bunun tersine yol alanlar ise toplumsal direnişlerle engellenmelidir.
Her farklı dinamik hayatın potansiyel güçleri içinden açığa çıkar, önemli olan açığa çıkan bu dinamikleri, özgürlükçü ve eşitlikçi bir akış içine çekebilmek ve ortaklaştırabilmektir.
İşte devrimin başarmak zorunda olduğu, tam da budur.

