Dirilişin ve güzelliğin müjdecisi, yeniden doğuşun simgesi ilkbahar geldi.
Yemyeşil bir doğa ve masmavi bir gökyüzü, kuş sesleri eşliğinde yüzümüze gülümsüyor. Mortaş, buğulu dumanlar içinde; Suğla Ovası’nda mavi ile yeşil, ışıltılı güneşin altında sarmaş dolaş... Toroslerın uğultulu tepelerindeki karlar da yavaş yavaş eriyor.
İlkbaharlar neşe saçar. Gönüllerde güller açar. Giden gelmez dağlarında geyikgiller bayram eder; doğan, kartal yüksek uçar. Ünlü Küpe Yaylası’nda kınalı keklik gülümser; Küpe Çiçekleri açar.
Yeniden doğuşun sesi olan ilkbaharda insanlık, bugün doğaya yüz çevirmiş olmanın acısını çekiyor. Yaşanan karamsar olaylar; baharın güzelliğini, getirdiği huzuru ve o yeşille erguvanın buluştuğu çehresini gölgeliyor. İlkbahar insana gülümsese de günümüz insanı onu yüreğinde hissedemiyor; sanki geleceğe umutla bakmayı, “Bir Nisan Şakaları“ nı unutmuş gibi. İnsanlar artık mutlu düşlerin peşine düşemez olmuş, ağır sorunların verdiği bunalımlarda yaşıyor.
Doğadaki dirilişin ve dönüşümün bir parçası olan insanlık, ilkbaharın o eşsiz ahengini duyumsayamadıkça dostluklar düşmanlığa, sevinçler ise derin bir kedere dönüşüyor. Ortak umutlar füze patlamaları ve top gürültüleri arasında yitip giderken, Üçüncü Dünya Savaşı’nın ayak sesleri artık daha yakından duyuluyor.
Eskilerin dediği gibi; cemre sadece havaya, suya ve toprağa düşmez; asıl uyanmaya hazır bir kalbin tam orta yerine düşer ve baharı müjdeler. Ne var ki, ruhu uyuyan toplumlar için bu uyanış, takvimde asılı kalan kuru bir tarihten öteye geçemez.
İlkbaharın hayatımıza sağlık, mutluluk ve huzur getirmesi dileğiyle.

