whatsapp
Av. Mustafa Bademci
Köşe Yazarı
Av. Mustafa Bademci
-
 

Batan geminin malları

1958 yılı ilkyaz günlerinden bir çarşamba akşamı, karpuz yüklü bir kamyon, Seydişehir’de, Kadınlar Pazarı’nın duvarına yanaştı. Akşam karanlığı basmış olsa da karpuzlar duvarın iç kesimindeki satış yerine aktarılacak, sabahleyin kurulacak Perşembe Pazarı’nda hazır olacaktı. Karpuzcu sağına bakındı, soluna bakındı; düşünmeye başladı.Acaba ne yapmalı da kamyonu boşaltmalı? Yavaş yavaş ayaklayarak Çarşı Meydanı’na doğru yollandı. Coşkun ışıklar eşliğinde türkü seslerinin taşıp geldiği Anız’ın Kahvehaneyi görünce sevindi: “Tamam bizim iş oldu...” dedi ve çay ocağına yanaşarak Ocakçı Mustafa’nın kulağına eğildi: “ Bana altı tane amele...”                                                                                                                                                            ""Hoş geldiniz, hoş geldiniz!.. Hayır mı? Gece gece ne amelesi bu?” “Karpuz getirdik te yarın pazara yetişsin, deriz. Akşamdan kamyonu boşaltmak isteriz.”  Ocakçı, “Gel benimle...” diyerek Tanrı misafirini yanına aldı. Kahvehanenin önünde günün yorgunluğunu atmak isteyen neşeli topluluğa seslendi: “Çocuklar! Bir kamyon karpuz var...” Neşesi kaçan yorgunlar, ocakçıyı dinleyince sevince boğuldular. Kişi başı iki buçuk lira; altı kişi karpuzu boşaltmayı, kamyonu görmeden kabul etmişti. Karpuzcunun da canına değdi. “Yürüyen Dağlara Dur Dedim Durdu” türküsü birlikte dinlenildi; beklenmedi. Karpuz kamyonunun başına varılınca o da ne? Müşteriler kamyonun çevresini sarmış onları bekliyordu. Karpuzcu bir sevindi bir sevindi: “Ağalar! Bize az izin verin. Karpuzun üzerindeki çadırı açalım. Ondan sonrası çok kolay gelir, hemen helalleşelim...” diyordu. Amelelerin yardımıyla karpuzun örtüsü açıldı. İki kişi kamyonun üzerinde, iki kişi pazarın duvarının üstünde, iki kişi de hemen duvarın önündeki karpuzun küren yapılacağı yere dikildi ve boşaltma da başladı. Karpuzlar, kamyonun üzerindeki  iki kişiden, ahenkli bir şekilde havada uçuşarak gelirken duvarın üzerindeki iki kişi havada kaparak yerde bekleyen iki kişiye ahenklice gönderiyordu. Kırılıp ezilme korkusu içindeki karpuzlar da sevinç içinde karpuz kürenindeki yerine varıp oturuyordu.   Sevinçten ağzı kulaklarına varan karpuzcu, başladı bağırmaya: “Rekto resto!.. Batan geminin malları burada!.. Rekto resto!.. Batan geminin malları!..” Yalnız, yalnız , yalnız!.. Türkü söyleyerek gelen karpuzları, havada kaparak yerdeki ameleye gönderen Amele Kadir’in diz kapağı, duvarın üzerindeki beton çıkıntılara sürekli değip durunca körpe beden direnememiş, kanamaya başlamıştı. Kadir’in bacağından akan kan, duvarın üzerini kaplamıştı. Karşısındaki Davut, Kadir’i uyardı:                                                                            “Kadir! Bacağından kan geliyor. Bu böyle olmaz, çalışmaya ara verelim.” Kadir, yana yakıla ses verdi: “İki buçuk lirayı kaçırmak olmaz. Önümüzde çok az bir karpuz kaldı. Zaten bacağım da alıştı...” Derken o da başladı ünlemeye: "Rekto resto! Batan geminin malları burada! Haydi! Rekto resto! Batan geminin malları!..” * Dünya genelinde ilk kez 1856'da Melbourne'de, bizde ise ilk kez 1909'da Üsküp'te kutlanmaya başlanan; birliğin, dayanışmanın ve haksızlıklarla mücadelenin simgesi 1 Mayıs İşçi ve Emekçiler Bayramı kutlu olsun.
Ekleme Tarihi: 30 Nisan 2026 -Perşembe

Batan geminin malları

1958 yılı ilkyaz günlerinden bir çarşamba akşamı, karpuz yüklü bir kamyon, Seydişehir’de, Kadınlar Pazarı’nın duvarına yanaştı. Akşam karanlığı basmış olsa da karpuzlar duvarın iç kesimindeki satış yerine aktarılacak, sabahleyin kurulacak Perşembe Pazarı’nda hazır olacaktı. Karpuzcu sağına bakındı, soluna bakındı; düşünmeye başladı.Acaba ne yapmalı da kamyonu boşaltmalı? Yavaş yavaş ayaklayarak Çarşı Meydanı’na doğru yollandı. Coşkun ışıklar eşliğinde türkü seslerinin taşıp geldiği Anız’ın Kahvehaneyi görünce sevindi: “Tamam bizim iş oldu...” dedi ve çay ocağına yanaşarak Ocakçı Mustafa’nın kulağına eğildi: “ Bana altı tane amele...”                                                                                                                                                            ""Hoş geldiniz, hoş geldiniz!.. Hayır mı? Gece gece ne amelesi bu?” “Karpuz getirdik te yarın pazara yetişsin, deriz. Akşamdan kamyonu boşaltmak isteriz.”

 Ocakçı, “Gel benimle...” diyerek Tanrı misafirini yanına aldı. Kahvehanenin önünde günün yorgunluğunu atmak isteyen neşeli topluluğa seslendi: “Çocuklar! Bir kamyon karpuz var...”

Neşesi kaçan yorgunlar, ocakçıyı dinleyince sevince boğuldular. Kişi başı iki buçuk lira; altı kişi karpuzu boşaltmayı, kamyonu görmeden kabul etmişti. Karpuzcunun da canına değdi. “Yürüyen Dağlara Dur Dedim Durdu” türküsü birlikte dinlenildi; beklenmedi. Karpuz kamyonunun başına varılınca o da ne? Müşteriler kamyonun çevresini sarmış onları bekliyordu. Karpuzcu bir sevindi bir sevindi: “Ağalar! Bize az izin verin. Karpuzun üzerindeki çadırı açalım. Ondan sonrası çok kolay gelir, hemen helalleşelim...” diyordu.

Amelelerin yardımıyla karpuzun örtüsü açıldı. İki kişi kamyonun üzerinde, iki kişi pazarın duvarının üstünde, iki kişi de hemen duvarın önündeki karpuzun küren yapılacağı yere dikildi ve boşaltma da başladı. Karpuzlar, kamyonun üzerindeki  iki kişiden, ahenkli bir şekilde havada uçuşarak gelirken duvarın üzerindeki iki kişi havada kaparak yerde bekleyen iki kişiye ahenklice gönderiyordu. Kırılıp ezilme korkusu içindeki karpuzlar da sevinç içinde karpuz kürenindeki yerine varıp oturuyordu.  

Sevinçten ağzı kulaklarına varan karpuzcu, başladı bağırmaya: “Rekto resto!.. Batan geminin malları burada!.. Rekto resto!.. Batan geminin malları!..”

Yalnız, yalnız , yalnız!.. Türkü söyleyerek gelen karpuzları, havada kaparak yerdeki ameleye gönderen Amele Kadir’in diz kapağı, duvarın üzerindeki beton çıkıntılara sürekli değip durunca körpe beden direnememiş, kanamaya başlamıştı. Kadir’in bacağından akan kan, duvarın üzerini kaplamıştı. Karşısındaki Davut, Kadir’i uyardı:                                                                            “Kadir! Bacağından kan geliyor. Bu böyle olmaz, çalışmaya ara verelim.” Kadir, yana yakıla ses verdi: “İki buçuk lirayı kaçırmak olmaz. Önümüzde çok az bir karpuz kaldı. Zaten bacağım da alıştı...” Derken o da başladı ünlemeye: "Rekto resto! Batan geminin malları burada! Haydi! Rekto resto! Batan geminin malları!..”

*

Dünya genelinde ilk kez 1856'da Melbourne'de, bizde ise ilk kez 1909'da Üsküp'te kutlanmaya başlanan; birliğin, dayanışmanın ve haksızlıklarla mücadelenin simgesi 1 Mayıs İşçi ve Emekçiler Bayramı kutlu olsun.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve seydisehirgundem.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.