Seydişehir, şirin şehir. Seydişehri! Küpe Dağı’nın dili gururluydu, Suğla Gölü’nün dili sabırlı. Ve Şehir. Seydişehir. Evlerin taş sokaklara yaslanmış duvarları, söylencelerin ilk cümlesiyle örülmüş gibi.
Pencerelerden sarkan kırmızı, mor salkımlı çiçekler, yıllar öncesinden sevgiyle gülümsüyor. Sabahın seslerine sığınmış çocuk sesleri, sabahın sesleriyle yarışıyor; herkese günaydın! Günaydınlar!
Küpe Dağı'nın bağrında, Seher yeli ılgıt ılgıt eserken Güneş, geceden kalan serinliği nazikçe uğurlamaktadır. Gecenin karanlıkları, yemyeşil gölgeleri alır, usulca geri çekilir. Küpe Dağı, kendine has bir ağırbaşlılıkla yeryüzüne seslenir: Günaydın! Günaydınlar!
Suğla Gölü, cam gibi durgun sularıyla gökyüzünü olduğu gibi içine almış; bulutları, güneşi ve mavisiyle gülümsemekte. Suyun üstünde yankılanan, insana kendini unutturan derin bir sessizlik. Ve ikisinin tam ortasında, parıldayan bir şehir: Seydişehir. Sabahın sesleri aydınlık ışıklara karışarak gülümsüyor: Günaydın! Günaydınlar!
İlisuluk’un ceviz ve dut ağaçları, Kızılcalar’ın üzüm bağları, Anabağlar’ın zümrüt yeşillikleri içinde dinlenmiş, kendine gelmiş huzurlu, umut dolu insanlar seherlerde, sabah ezanlarıyla buram buram leblebi tütüleri eşliğinde işinde gücünde .
Ve 1962 yılınının sevimli bir Seydişehir gününde, çok önemli bir haber: “ Konya – Antalya sınırında zengin “Boksit” yatakları bulunmuştur. Alüminyumun ham maddesi olan “Boksit Cevheri”nin tespit çalışmaları, hızla sürdürülmektedir.”
Para kulaklarını dikmiş, dinlemeye başlamıştı. Haberler çok olumlu geliyordu. Hiç beklemeden yola koyuldu. Seydişehir’e doğru akmaya başlıyordu.
Paranın sesini duyan avcıları durur mu? Onlar da hazırlandılar ve hızla gelmeye başladılar Seydişehir’e doğru. Sadece Türkiye’nin dört bir yanından değil; Dünya’nın kimi ülkelerinden de para avcıları boy boy, çeşit çeşit, küçüklü büyüklü geliyordu Seydişehir’e. Kiminin elinde tek tüfek, kimisinin kırma çifte, kimilerinde makineli tüfek. Elinde obüs topu olanlar bile vardı. Seydişehir’de para harman olacak, kıyamet kopacaktı.
Huzurlu, mutlu insanlar şehri Seydişehir, şirin mi şirin, ince mi ince, yaşayıp dururken kendi kendince ansızın duyulan bu habere çok sevindi. Tüm ilçenin çehresini değiştirecek mutluluk verici bir heberdi. Ne var ki, bu görkemli haberin karşılığı ne Devlet’te ne de Seydişehirli’de yoktu. Seydişehir’de dönüşüm başlıyordu ama hiçbir hazırlık yapılmıyordu. Üretim çalışmalarının başlaması ve giderek artan nüfus patlaması, Seydişehir’in başına işler açtı; yordu, üzdü, canını sıktı; kafasını bozdu. Seydişehir, hiç beklemediği bu dönüşüme ayak uyduramıyor, sıkıntılar üst üste geliyordu.
Seyyidler Yurdu Şirin Seydişehir insanıyla, doğasıyla öyle bir harman oldu ki, ne yapılsa edilse de şirin mi şirin, ince mi ince “Seydişehir Günleri” anılarda kalıyordu...

