Toplumsal hayatın tarihsel akışında aşkınlık; dogmatik ve statik kavranan bir diyalektiğe dayandığı anda yani aşkınsal bir diyalektik bakış ile devletçi tekil hiyerarşi oluşturulduğu anda sadece diyalektik karşıtlıklar kutsallaştırıldığı ve bunlar, toplumsallığın rizomatik sarmalından koparıldığı için toplumsal ilişkilerde tam bir çözümsüzlük baş gösterir.
Rizom felsefesi; katılaştırılarak kutsallık mertebesine yükseltilen sözleri, kavramları, törenleşmiş geleneksel kalıpları ve üst-anlatı oluşturan merkeziyetçi hiyerarşik düşünceleri, yapı-sökümüne tabi tutar.
Rizom felsefesi, düşüncenin tarihsel göçebeliğinde, değişimci özgün düşünsel açılımların ve farklı hayat tarzlarının, zamanın durağanlaştırılmış keskin yasalarından azade olmasına yeni kanallar açar. Bu çoğulcu yaklaşım, kendi farklı hakikatleriyle buluşabilen toplumun vicdani ortaklaşmasına güvence ve süreklilik kazandırır.
Uçları açık olan rizomatik ilişkilenme ağlarında, sorgulanamaz tek bir başlangıç ve son oluşmamakta ya da kısmen oluşsa bile, bunlar geçici olmaktadır. Başka bir deyişle, her insanın ve her toplumun tarih üzerindeki yürüyüşü, katkısı ve bıraktığı iz, kalıcı anlamda mutlaklaştırılmamakta, hiçbir noktada izler putlaştırılmamakta ve kutsallaştırılmamaktadır.
Kutsal olan; her insanın ve her toplumun özgür seçim ve özgür dayanışma hakkıdır. Bu hakkın korunması; bir tarafın ağır basıp diğer tarafı kullanmadığı ve her kesimin diğer kesimin doğal yaşam haklarına rıza gösterdiği, yani toplulukların, karşılıklı gereksinimlerini dengelediği bir içtenlik ve etik bir tutarlılık gerektirir.
İnsanlık için kutsal olan, barışa açılan ve varlığın içinde asla ötekileştirme oluşturmayan sevgi dolu gönül bağlarıdır.
Gönülden gelen içsel sevgiyle, otorite oluşturan tüm dünyevi sınırları ve kalıpları aşan bu hâl ve duruma, insanların kutsallık tanıması doğaldır.
Gerçek manada olgunlaşarak insanlaşma hali bir vecd haline yani dünyevi hiyerarşik bağlardan kurtulma ve kendi eksikliklerinden arınarak, iyilik, dürüstlük ve doğruluk gibi inkar edilemeyecek ilkelere çoşkun duygularla bağlanma ve kaynaşma haline benzetilebilir.
Bu çıkarsız aşk hali, kendi öz/iç dinamikleriyle tam bir doğallaşmadır. Çünkü kutsal olan insandır, insanın gönül bağlarıdır. Kutsal olan, insanların içten gelen doğal sevgi ve merhamet, adalet ve hakikat bağlarıyla birbirlerine bağlanmalarıdır. İnsanın hakikate ve adalete olan içsel gönül bağı, özgür yaratıcı yönelimi ve gönül rızası kutsaldır. Bu içsel bağlar, diyalektik çatışmalar değil doğal rizomatik kaynaşmalar üretir.
Herkesin kendi kendini yönetme ve kendi hayatı hakkında karar verme hakkı kutsaldır. Hayatın biricik kutsallığından hareketle kutsallığın toplumsal hayat içindeki inşası, bu mantıksal ve ahlâksal ilkeden yayılırsa toplum doğallaşır, yabancılaşma ve ötekileştirme ikilikleri köksüz kalır.

