Açılır iki yana, eşsiz ve sonsuz hayaller
Ve kapanır gerçekliğin perdesi
Aklı kaplar sis ile duman
Göz açıp kapanasıya uçup gider zaman
Girdapların boşluğunda
hayretler içinde susar insan
Yüreği paramparça, yüreği cehennem fırtınası
Yanar, kıvranır hakikatin pençesinde
İçindeki karanlık boşluğun
merakı, kargaşası
Sadece gözlerine düşer
hayatın saf anlamı
Bu bakışın acısını ve sırrını
bir tek irfan ehli anladı
Ayarı bozulmaya görsün
Serveti ağır, irfanı hafif tartar vicdan terazisi
İndikçe gözüne perde ve mühürlendikçe kalbi
Azgınlaşır kör cesareti
ve aştıkça aşar haddini
Bilmekten, öğrenmekten kaçar insan
Hayata özgürce bir anlam vermekten kaçar
Ve bastırır aklında çınlayan gerçeğin sesini
Koştukça onulmaz hayallerin peşinde
Bir o yana, bir bu yana, yanılgıdan yanılgıya
savrulup gider insan
Bilmez, boşluk mu onun içinde
Yoksa o mu boşluğun pençesinde
Günahları tek tek yazılsa da deftere
Umursamaz, ahdi vefayı,
koşar zevk ü sefa peşinde
İnsan, umut yumağı da olabilir
Umutsuzluk ve yanılgının dipsiz boşluğu da
Gerçeğin yükü ağır, ağırdır yükü özgürlüğün
Düşünmenin ve arayışın yükü ağırdır
Ancak bilinirse kıymeti
Ne kutlu bir hazinedir akıl dediğin
Parça parça, kısım kısım olsa da
Birbirine kenetlenmiş koca kâinat
Döne döne, yana yana
ışık hızıyla çarpışır hayat
Arifler bilir
Kaosun içinden çıkar gelir hakikat
Sapkın sanır ki her şey rastlantıdan ibaret
Sanır ki her şey serap, her şey hülya
Kıvranır cehalet, şer ile hayr arasında
İnleye inleye, ehlileşe ehlileşe
Kahır eken iktidarların pençesinde
İnsan devrederken bütün doğal haklarını
Köleliğin ve düşkünlüğün
“meşru ve hukuki” adı
“Onurla” yazılır esaretin ve çaresizliğin
yasal hanesine

