19.Yüzyılda ABD ve Avrupa’da başlayan sosyalist ve özgürlükçü mücadeleler döneminde sol içi mücadele ideolojik boyutta kalmış ve kan dökülen bir iç çatışma yaşanmamıştır. Ancak 20.Yüzyılda Rusya’da, daha sonra Çin’de, Kamboçya’da, Arnavutluk’ta iktidarın ele geçirilmesi ve devlet gücünün kullanılabilir olmasıyla birlikte ideolojik mücadele aşılmış ve sol içi çatışmalar, kıyım ve katliamlara dönüştürülmüştür. Taraflar birbirlerini karşı-devrim ajanı, komplocu, darbeci olarak suçlamış ve imha etmişlerdir.
Bu yıkıcı tutumlar; devrimi gerçekleştiremeyen ve henüz iktidarı ele geçiremeyen ülkelerdeki sosyalistler arasında da, sosyalist örgütlenme tarzını ve işleyişini eleştiren ve alternatif görüşler geliştiren kesimlere karşı, kıyıcı şiddetin ve imhanın meşrulaştırılmasına ön ayak olmuştur.
Sovyet ve Çin devrimlerinde devrim öncesi bir şiddet yaşanmazken, yarı sömürge ve yeni sömürge ülkelerin devrimci mücadelelerinde, daha devrim olmadan sol içi şiddet aygıtı işlemeye başlatılmıştır.
Bu aygıtın işleyişini sağlayan unsurların başında kapitalist kültürün pragmatizmi ve liderler sultası veya değiştirilmesi olanaksız hale getirilen liderliğe biat etme kültürü gelmektedir. Ayrıca iktidarın merkezi hiyerarşik gücünden nemalanan geniş kesimler bu güçten vazgeçmemekte ve iktidarı eleştiren sol kesime karşı uygulanan şiddetin ört bas edilmesi ve meşru gösterilmesinde önemli roller almayı kabullenmektedirler.
İçinde yaşanılan toplumlarda karşıt ve uzlaşmaz çıkarları olan sınıfların mevcudiyeti asırlardan beri varolmuş olsa da, bu karşıt sınıflar aynı kültürel ve coğrafi iklimin içinde olmalarından dolayı benzer bazı ortak özelliklere sahiptirler. Örneğin aile, akraba ilişkileri, dini ritüeller, bayramlar, kadına ve namusa bakışlarındaki ataerkil özellikler, sınıf çatışmaları da olsa aşılamayan bilinçaltında ve kanıksanan bilinçte benzeşebilmektedir.
Devrimci bilincin bu girdabı aşarak, mevcut hiyerarşik şiddetin işleyişini koruyan her olumsuz nüveyi etkisiz kılabilmesi; kültürel ve ideolojik nitel bir sıçramayı, liyakatin, ehliyetin ve en geniş kesime danışarak rıza ekseninde işleyen bir karar mekanizmasının oluşumunu, kararlı ve uyumlu bir işleyişe açmasını gerektirmektedir. Toplumda güven ve saygı uyandıran devrimciler arası bir birliğin oluşabilmesi, bu nitel değişim ilkelerinin, tüm örgütlerin ortaklaşa iradeleştirdiği anayasal bir otorite gibi kavranılmasına ve onaylanmasına bağlıdır. Devrimin kazanımında önemli olan ceberrut iktidara benzemek değil, zora dayalı tüm hiyerarşik ilişkileri yıkıp aşabilmektir.

