Çıktım dağların kuytularına
Hava ayaz mı ayaz
Minnettir gönlümde sızlayan
Eylerim aşka niyaz
Eser keder rüzgârları
Yer gök bembeyaz
Düştüğüm ateşi âşktır
Sevdikçe sakınılan ahdü aman
Işık ışığa akar, yürek yüreği yakar
Ne mahrem kalır içimde, ne bir kâr
Aktığım ışıkta, geldiğim yer kaybolur
Gittiğim yol
ufukta uzayan ulu divan yoludur
Azapla geçerim sır kapılarını
Gönül damlalarından, er geç birikir hakikat
Saçının her telinde yüklüdür bin gam
Yıldırım gibi geçer zaman
Serabî çöllerde mecnûn eyler beni
Koştukça peşinde, aciz bırakır hakikat
Kesilir soluk, kırılır kol kanat
Gönül yükü, kuş tüyüdür aşığa
Gariplerin sarılan gönül yarası
Bahr-i ummânda çözülen esrar
Ey kerameti güzel dost
Söyle bana, koynunda ne saklarsın
Gözlerinde açılan, kırlangıç kanatları
Hangi narin gönüle konarsın
Kadim çağlardan akan o bakışlar
Doruklardan çağlayan ırmaklarla akar
Gelip, yüreğimden kanatlanır
Bağrımda yuvalanan azad kuşlar
Garip kaldım, zalim gurbet ellerde
Konuşmadan anlaştık, duymadan duyduk
Görmeden gördük seninle
Tek heyecan sensin gayrı içimde
Derdim de dermanım da senin yüreğinde
Ey yarenliği güzel dost
Beni bitkin bıraktın susuz çöllerde
Ne güzel cefalarla, aşkı harmanladın
Sızısını duyduğum, narin bir inilti var içimde
Kadim çağlardan akıp, umudu sarmalayan
Âşkın gül nefesi, kokar tatlı dilimde
Seni bulma zahmetim, ne güzel bir hikmettir
Gönül ile muhabbetin, bahar gibi rengârenktir

