Sabahları herkes bir yere tutunmaya çalışarak uyanıyor artık. Kimi telefonuna, kimi bir umuda, kimi hiç gelmeyecek bir habere.
Oğuz Atay yıllar önce koymuştu teşhisi masanın ortasına:
"Korkuyoruz. Düşünmekten ve sevmekten korkuyoruz. İnsan olmaktan korkuyoruz."
O korkuyla beraber yaşıyoruz. Hepimiz biraz Tutunamayanlardan hallice. Kalabalıklar içinde, o kalabalık otobüs duraklarında, bitmeyen toplantılarda, hiç bitmeyen bildirimlerde...
Atay'ın bir başka yerinde dediği gibi: "Ben iç dünyama dönüyorum. Orada hayal kırıklığına yer yok."
Dışarısı çok gürültülü. İçerisi daha güvenli geliyor insana. O yüzden içimize kaçıyoruz.
Ama işte tam burada Orhan Veli yetişiyor imdadımıza.
O, hiç içe kaçmaz. Tam tersine, gözlerini kapatır ve dışarıyı daha iyi dinler.
"İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;"
Ne büyük cesaret! Gözlerin kapalıyken dinlemek. Yorum yapmadan, analiz etmeden, bir kulp takmadan dinlemek. Sadece kuşların, rüzgârın, bir kızın kaldırımdan gelen ayak seslerinin...
Biz unuttuk onu.
Oğuz Atay bize tutunamamanın felsefesini anlatırken, Orhan Veli tutunmanın reçetesini fısıldıyor aslında. Büyük laflar etmeden.
"Beni bu güzel havalar mahvetti,"
diyor ya hani. Ne kadar haklı. Bizi büyük felaketler değil, küçük güzellikleri görememek mahvediyor. Güzel bir havayı fark etmeden işe gitmek. Bir simitçinin "taze simit" diye bağırışını duymadan yanından geçmek.
Modern insan, Atay'ın Selim'i gibi, sürekli bir "ben ne yapıyorum burada?" sorusunun içinde debeleniyor. Her şeyin anlamını arıyor. Oysa Orhan Veli cevap vermiyor, sadece bak diyor.
"Bir tuhaf oluyor insan" diyor. Hepsi bu. Açıklamıyor. Çünkü bazı şeyler açıklanmaz, yaşanır.
Bugün gazeteyi kapatıp sokağa çıktığınızda şunu deneyin:
Telefonu cebinizde bırakın. Atay gibi düşünmekten korkmayın bir anlığına. Ve Veli gibi gözlerinizi bir an kapatıp sadece dinleyin.
Konya'nın sabahını dinleyin. Esnafın kepenk sesini, fırından gelen kokuyu, yan masada çayın bardağa çarpışını.
Belki de tutunmak dediğimiz şey bu kadar basittir.
Büyük ideallere, büyük aşklara, büyük başarılara tutunmak zorunda değiliz. Bazen bir mısraya tutunmak yeter.
Ve eğer tutunamazsanız da dert etmeyin. Atay'ın dediği gibi:
"Tutunamayanlar, şimdilik..."
Şimdilik. Bu kelimeyi seviyorum. Çünkü devamı var demek.

