“Güzel şeyler birdenbire olur, hiç beklemez.”
Oğuz Atay’ın bu sözü, hayatın bize kurduğu en güzel sürprizlerden birini anlatır aslında: İnsan bazı şeyleri ne kadar çok beklerse, o kadar yorulur. Sonra tam umudunu bir kenara bırakıp hayatın akışına kendini bıraktığı anda, hiç hesapta olmayan bir güzellik çıkıp gelir.
Hayat tuhaf bir şey.
Bazen aylarca beklediğimiz bir haber gelmez. Bir telefon susar. Bir kapı açılmaz. Bir insan hayatımıza girmesi gerekirken girmez. Bir fırsat, tam zamanında gelmesi gerekirken gecikir.
Biz de oturup hayatın karşısına geçer, “Neden olmadı?” diye sorarız.
Oysa hayatın cevabı çoğu zaman şudur:
“Çünkü henüz zamanı değildi.”
İnsan, zamanın ne kadar önemli olduğunu ancak beklemek zorunda kaldığında anlıyor.
Bazı karşılaşmalar vardır; yıllardır tanıyormuşsun gibi gelir. Bazı insanlar hayatına girer ve sanki hep oradaymış gibi bir boşluğu doldurur. Bazı haberler vardır, geldiği anda geçmişteki bütün bekleyişlerini anlamlı kılar.
Ve bazı mutluluklar…
Tam “Artık olmaz” dediğin anda kapını çalar.
İşte hayatın en büyük ironisi de burada başlar.
Biz çoğu zaman mutluluğu ararken tüketiriz kendimizi. Daha iyi bir gün, daha güzel bir haber, daha doğru bir insan, daha iyi bir fırsat bekleriz. Takvimlere bakar, tarihler belirler, planlar yaparız.
Fakat hayat, bizim takvimlerimize pek saygı duymaz.
Çünkü hayatın en güzel anları çoğu zaman planlanmaz.
Bir akşamüstü gelen telefon olabilir.
Yolda tesadüfen karşılaştığın eski bir dost olabilir.
Hiç tanımadığın birinin söylediği tek bir cümle olabilir.
Yıllardır kapanmasını beklediğin bir yaranın artık acımadığını fark ettiğin o sessiz an olabilir.
Bazen de hiçbir şey olmaz.
Sadece sabah uyanırsın ve içinde uzun zamandır hissetmediğin bir huzur vardır.
İşte insanın “güzel şey” dediği şey bazen budur.
Çünkü güzellik her zaman büyük olayların içinde saklanmaz. Bazen küçük bir tebessümde, bazen bir kahve sohbetinde, bazen eve dönerken gökyüzüne bakıp “Bugün güzelmiş” demekte gizlidir.
Belki de hayat bize sürekli şunu anlatmaya çalışıyordur:
Her şeyi kontrol etmek zorunda değilsin.
Bazı kapıları zorlamayacaksın.
Bazı insanları beklemeyeceksin.
Bazı cevapların peşinden yıllarca koşmayacaksın.
Çünkü bazı şeyler, sen vazgeçtiğin için değil, zamanı geldiği için olur.
Ve geldiğinde de öyle sessiz sedasız gelir ki…
Sen onun yıllardır beklediğin şey olduğunu bile ilk anda anlayamazsın.
Sonra dönüp geçmişe bakarsın.
“İyi ki olmamış.”
“İyi ki o insan hayatımda kalmamış.”
“İyi ki o kapı açılmamış.”
“İyi ki biraz daha beklemişim.” dersin.
Belki de hayatın en güzel tarafı budur.
Bize her istediğimizi vermemesi.
Çünkü bazen istediğimiz şey, ihtiyacımız olan şey değildir.
Bazen kapanan bir kapı, önümüzde açılacak daha büyük bir yolun başlangıcıdır.
Bazen geciken bir mutluluk, geldiğinde neden daha önce gelmediğini unutturur.
Bazen de insan, yıllarca aradığı şeyi aslında kendisinden başka hiçbir yerde bulamayacağını öğrenir.
O yüzden bugün hayatında bazı şeyler eksik diye üzülme.
Henüz gelmemiş bir güzelliği, yok sanma.
Henüz gerçekleşmemiş bir ihtimali, kaybedilmiş kabul etme.
Çünkü hayatın en güzel cümleleri çoğu zaman önceden yazılmaz.
Bazı hikâyeler ansızın başlar.
Bazı insanlar ansızın gelir.
Bazı haberler ansızın yüzünü güldürür.
Ve bazı sabahlar, insanın bütün hayatını değiştirir.
Belki de yapmamız gereken tek şey, hayatın kapısını sürekli yumruklamak yerine biraz geri çekilip beklemektir.
Çünkü kim bilir…
Belki de en güzel şey, tam da sen artık beklemediğin için gelmek üzeredir.
Güzel şeyler birdenbire olur.
Hem de çoğu zaman…
Hiç beklemez.

