whatsapp
Hakan Dalar
Köşe Yazarı
Hakan Dalar
h
 

Bir zerre değişirse

Kâinatta bir zerreyim. Âşık Daimi’nin bu sözü ilk duyulduğunda insana tevazuyu hatırlatır. Sonsuzluk içinde küçücük bir yer kapladığımızı, uçsuz bucaksız bir âlemde bir toz tanesi kadar olduğumuzu düşündürür. Gerçekten de insan, yıldızlarla, galaksilerle, çağlarla kıyaslandığında bir zerreden ibarettir. Ama mesele sadece bununla sınırlı değildir. Çünkü insan dediğimiz o zerre, aynı zamanda kâinatı anlamlandıran varlıktır. Bir insanın düşüncesi değiştiğinde, bakışı değiştiğinde, gönlü değiştiğinde onun için bütün dünya değişir. Öfkenin hâkim olduğu bir gönülde dünya karanlık görünürken, sevginin hâkim olduğu bir gönülde aynı dünya bambaşka bir renge bürünür. Demek ki bazen bir zerrede meydana gelen değişim, koca bir kâinatın değişimi kadar büyük sonuçlar doğurabilir. Ne var ki değişmek kolay değildir. İnsan çoğu zaman alışkanlıklarının, korkularının ve tutkularının esiridir. Değişmek ister ama neyi değiştireceğini bilmez. İşte tam burada Âşık Daimi’nin diğer sözü yolumuzu aydınlatır: “Zerre içinde zerreyim, ben kendimi bilmez miyim?” Tasavvuf geleneğinin asırlardır tekrar ettiği hakikat burada gizlidir: Kendini bilmek. İnsan önce kendini tanımadan neyi bırakacağını, neye yöneleceğini bilemez. Kibirden kurtulmak isteyen önce kibirli yanını görecek. Korkularını aşmak isteyen önce korkularını tanıyacak. Yanlışlarını düzeltmek isteyen önce yanlışlarıyla yüzleşecek. Çünkü neyi terk ettiğini bilmeyen, neye kavuşmak istediğini de bilemez. Hayatın en büyük çıkmazlarından biri de budur. Pek çok insan değişmek ister ama hedefini tarif edemez. Sadece bulunduğu yerden memnun değildir. Oysa yolculuk, gidilecek yeri bilmekle başlar. Bunun için de önce bulunduğun yeri tanımak gerekir. Belki de insanın en zor seferi, dış dünyaya değil kendi içine yaptığı seferdir. Dağları aşmak, denizleri geçmek, şehirler kurmak kolaydır da insanın kendi nefsini tanıması zordur. Çünkü insan başkalarından sakladığını bazen kendisinden de saklar. Daimi’nin sözleri bize şunu hatırlatıyor: Kâinatın küçücük bir zerresi olabiliriz. Fakat o zerre kendini tanıdığında, kendini dönüştürdüğünde, kendi âlemini değiştirebilir. Ve bazen bir insanın değişimi; bir ailenin, bir çevrenin, hatta bir toplumun değişiminin başlangıcı olabilir. Öyleyse mesele zerre olmakta değil. Mesele, o zerrenin kendini bilmesindedir. İnsan dediğin tuhaf bir şey. Hep dünyayı değiştirmek isteriz ama aynaya bakmayı erteleriz. Oysa Daimi’nin işaret ettiği yer tam da orası: Kendini tanımayanın değişimi heves, kendini tanıyanın değişimi ise yolculuktur.
Ekleme Tarihi: 05 Haziran 2026 -Cuma

Bir zerre değişirse

Kâinatta bir zerreyim.

Âşık Daimi’nin bu sözü ilk duyulduğunda insana tevazuyu hatırlatır. Sonsuzluk içinde küçücük bir yer kapladığımızı, uçsuz bucaksız bir âlemde bir toz tanesi kadar olduğumuzu düşündürür. Gerçekten de insan, yıldızlarla, galaksilerle, çağlarla kıyaslandığında bir zerreden ibarettir.

Ama mesele sadece bununla sınırlı değildir.

Çünkü insan dediğimiz o zerre, aynı zamanda kâinatı anlamlandıran varlıktır. Bir insanın düşüncesi değiştiğinde, bakışı değiştiğinde, gönlü değiştiğinde onun için bütün dünya değişir. Öfkenin hâkim olduğu bir gönülde dünya karanlık görünürken, sevginin hâkim olduğu bir gönülde aynı dünya bambaşka bir renge bürünür. Demek ki bazen bir zerrede meydana gelen değişim, koca bir kâinatın değişimi kadar büyük sonuçlar doğurabilir.

Ne var ki değişmek kolay değildir.

İnsan çoğu zaman alışkanlıklarının, korkularının ve tutkularının esiridir. Değişmek ister ama neyi değiştireceğini bilmez. İşte tam burada Âşık Daimi’nin diğer sözü yolumuzu aydınlatır:

“Zerre içinde zerreyim, ben kendimi bilmez miyim?”

Tasavvuf geleneğinin asırlardır tekrar ettiği hakikat burada gizlidir: Kendini bilmek.

İnsan önce kendini tanımadan neyi bırakacağını, neye yöneleceğini bilemez. Kibirden kurtulmak isteyen önce kibirli yanını görecek. Korkularını aşmak isteyen önce korkularını tanıyacak. Yanlışlarını düzeltmek isteyen önce yanlışlarıyla yüzleşecek.

Çünkü neyi terk ettiğini bilmeyen, neye kavuşmak istediğini de bilemez.

Hayatın en büyük çıkmazlarından biri de budur. Pek çok insan değişmek ister ama hedefini tarif edemez. Sadece bulunduğu yerden memnun değildir. Oysa yolculuk, gidilecek yeri bilmekle başlar. Bunun için de önce bulunduğun yeri tanımak gerekir.

Belki de insanın en zor seferi, dış dünyaya değil kendi içine yaptığı seferdir. Dağları aşmak, denizleri geçmek, şehirler kurmak kolaydır da insanın kendi nefsini tanıması zordur. Çünkü insan başkalarından sakladığını bazen kendisinden de saklar.

Daimi’nin sözleri bize şunu hatırlatıyor: Kâinatın küçücük bir zerresi olabiliriz. Fakat o zerre kendini tanıdığında, kendini dönüştürdüğünde, kendi âlemini değiştirebilir. Ve bazen bir insanın değişimi; bir ailenin, bir çevrenin, hatta bir toplumun değişiminin başlangıcı olabilir.

Öyleyse mesele zerre olmakta değil.

Mesele, o zerrenin kendini bilmesindedir.

İnsan dediğin tuhaf bir şey. Hep dünyayı değiştirmek isteriz ama aynaya bakmayı erteleriz. Oysa Daimi’nin işaret ettiği yer tam da orası: Kendini tanımayanın değişimi heves, kendini tanıyanın değişimi ise yolculuktur.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve seydisehirgundem.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.