İnsanlık, medeniyetini yalnızca kurduğu şehirlerle, yaptığı yollarla ya da geliştirdiği teknolojiyle ölçemez. Bir toplumun gerçek vicdanı, kendisinden daha güçsüz olanlara nasıl davrandığında gizlidir. İşte hayvanlar da bu vicdanın en önemli sınavlarından biridir.
Hayvanlar bu dünyanın misafiri değil, bizlerle birlikte yaşayan doğal sahipleridir. Onlar da hisseder, acı çeker, korkar, sevinir ve yaşam mücadelesi verir. Ancak insanlar gibi konuşamadıkları için çoğu zaman yaşadıkları zorlukları anlatamazlar. Bu nedenle onların sesi olmak, biz insanların sorumluluğudur.
Bugün dünyanın birçok yerinde hayvanlar çeşitli nedenlerle mağdur ediliyor. Sokaklarda açlıkla mücadele eden can dostlarımız, terk edilen evcil hayvanlar, yaşam alanları daraltılan yaban hayvanları ve kötü muameleye maruz kalan sayısız canlı bulunuyor. Oysa her canlının yaşama hakkı vardır ve bu hak hiçbir koşulda göz ardı edilmemelidir.
Hayvan hakları yalnızca onları korumak anlamına gelmez. Aynı zamanda doğaya, ekolojik dengeye ve geleceğimize sahip çıkmak demektir. Çünkü doğadaki her canlı, yaşam zincirinin vazgeçilmez bir halkasıdır. Bir halkaya zarar verildiğinde, bunun etkisi tüm ekosisteme yansır.
Çocuklarımıza merhameti öğretmenin en güzel yollarından biri de hayvan sevgisini aşılamaktır. Bir kap su bırakmak, aç bir hayvanı beslemek, yaralı bir canlıya yardım etmek ya da bir barınakta gönüllü olmak küçük gibi görünen ama büyük anlamlar taşıyan davranışlardır.
Unutmamalıyız ki hayvanlar bizlerden ayrı bir dünyanın değil, aynı yaşamın parçalarıdır. Onların yaşam hakkına saygı göstermek, aslında insanlığımıza sahip çıkmaktır. Sessiz dostlarımızın dili olabildiğimiz ölçüde daha vicdanlı, daha yaşanabilir ve daha güzel bir dünya kurabiliriz.

