Tekil hiyerarşi gerçeklikle bağlarımızı koparır, gönül ve vicdan eksenli doğal mutluluk yerine zora dayalı otorite oluşturur ve bu nedenle yeryüzü oligarklarına bağımlı tüm emperyal ülkeler diğer ülkelerden çok daha zengin ama manevi olarak boşlukta, saldırgan, vahşi, isterik, bencil ve ilkel bir hale gelir.
Bugün kapitalist köleliliğin sibernetik ve genetik gelişmeler ile transhümanist duygusuzluğun ve makineleşmenin doruğa çıkıp tıkandığı ve süregiden bölgesel savaşlarla er geç çözülmeye başlayacağı bir aşamaya geliyoruz.
Bu çarpık ve sapkın sistem, küresel silahlanmayı ne kadar arttırırsa krizini de o kadar derinleştirmekte ve kazdığı kuyuya düşmektedir.
Teknolojik ve bilimsel gelişmeler ne kadar büyük bir hızla artsa da, tekno-tekeller, bu gelişmeleri politik alana, sağlığa ve hukuka yansıtmıyor.
Dünya açlıkla kokuşuyor ve işsizlik, enflasyon, su ve enerji savaşları, krizin derinliğini kanıtlıyor.
Kapitalist köleleşme, insanlığın yeryüzü nimetlerini adaletle bölüşmesini ve bir arada barış içinde yaşayabilmesini zor ve hileyle engelliyor.
Dünya halkları, yeni bir tarzda birbirine eklemlenecek olan devrimler çağına hazırlanıyor.

