Zamana dur demek mümkün değil. İnsanlık tarihi boyunca değişmeyen belki de tek gerçek bu oldu. Ne teknoloji, ne bilim, ne de insanın bitmek bilmeyen arzuları. Hiçbiri zamanı yavaşlatamadı. O hep kendi ritminde aktı; biz ise çoğu zaman ona yetişmeye, bazen de ondan kaçmaya çalıştık. Bugün elimizde yalnızca bir tesellimiz var: anları kaydedebilmek. Fotoğraflar, videolar, hatıra defterleri. Hepsi zamanın içinden küçük parçalar koparma çabası. Bir kare fotoğrafın içine sığdırılmış bir gülüş, bir bayram sabahı, artık aramızda olmayan birinin bakışı. Hepsi bize şunu hatırlatıyor: Anlar geçiyor, ama izleri kalıyor.
Hatıraların buruk sevinciyle yaşıyoruz işte!
Geriye dönüp baktığımızda içimizde garip bir duygu belirir. Ne tam mutluluk ne de tam bir hüzün. İkisi arasında gidip gelen o buruk sevinç. Çünkü geçmiş, hem en güvenli sığınağımızdır hem de geri dönülmesi imkânsız bir ülkedir. Eski fotoğraflara bakarken yüzümüzde beliren gülümseme, çoğu zaman gözlerimizin içindeki nemle yarışır. Çünkü biliriz ki o günler, o insanlar, o anlar artık sadece hatıralarda yaşamaktadır. Zaman, bizden bir şeyler alarak ilerler; ama karşılığında olgunluk, anlayış ve derinlik bırakır. Değişen hayatlar, değişmeyen duygularla geçer gider.
Dünden bugüne çok şey değişiyor. Şehirler büyüyor, insanlar çoğalıyor, ilişkiler hızlanıyor. Ama insanın iç dünyası, sevinci, acısı, özlemi pek değişmiyor. Belki de bu yüzden geçmişle bağ kurmaya devam ediyoruz. Çünkü orada kendimizi daha sade, daha gerçek buluyoruz.
Bizler farkların ve ayrıntıların içinde gezinen varlıklarız. Küçük şeylerde teselli arıyoruz. Bir şarkıda, eski bir sokakta, çocukluk anılarında. Geçmiş, bizi biz yapan değerlerin sessiz bir hatırlatıcısı oluyor. Acıdan mutluluk çıkarabilmek gibi!
Hayat herkes için aynı yumuşaklıkta ilerlemiyor. Kimi insanlar ömürlerinin büyük bölümünü mücadeleyle geçiriyor. Kayıplar, hayal kırıklıkları, yarım kalmış hikâyeler. Ama insanın en büyük gücü de burada ortaya çıkıyor: Acıların içinden anlam ve mutluluk çıkarabilme becerisi.
Çünkü gerçek mutluluk, kusursuz bir hayattan değil; eksiklere rağmen ayakta kalabilmekten doğuyor. Yaşadıklarımız bizi ya sertleştiriyor ya da derinleştiriyor. Seçim ise çoğu zaman bize ait. Yinede yaşamak, her şeye rağmen güzel
Sonunda dönüp dolaşıp aynı cümlede buluyoruz kendimizi: Yaşıyoruz… Yaşamaya çalışıyoruz işte. Bazen yorularak, bazen umutlanarak ama her şeye rağmen devam ederek.
Nazım Hikmet’in dediği gibi: Yaşamak güzel şey be kardeşim.
Gerçekten de öyle. Tüm acılarına, eksiklerine ve yarım kalmışlıklarına rağmen…
Belki de hayatın sırrı, zamanı durdurmaya çalışmakta değil; onunla barışık yaşamayı öğrenmekte saklı. Anların kıymetini bilmekte, sevdiklerimize daha çok sarılmakta ve her yeni güne, hâlâ nefes alabiliyor olmanın şükrüyle uyanmakta. Çünkü zaman akıp gidiyor.
ve biz, o akışın içinde anlam arayan yolcularız.

