Radyoda aynı şarkı çalıyordu: Nasıl geçti habersiz o güzelim yıllarım!
Bir şarkı bazen insanın içine dokunur. Çünkü yıllar gerçekten de habersiz geçer. Bir bakmışsınız, ömürden bir mevsim daha düşmüş. Bir bakmışsınız, bir kadının gözlerinde eskiden ışıldayan umut, yerini sessiz bir yorgunluğa bırakmış.
Kadın; kelebek gibi sevdiklerinin etrafında dolaşmak ister. Çiçeklerin arasında salınmak, evinin içinde huzurla nefes almak ister. Çok şey istemez aslında…
Bir “Nasılsın?” sorusu, Bir içten bakış, Bir omuzda dinlenebileceği güven duygusu…
Eşinden, hayat arkadaşından halinin hatırının sorulmasını bekleyen kadın; değer görmek ister. Görülmek ister. Anlaşılmak ister. Çünkü kadın, sevdi mi ömrünüze yayar kendini.
Aşkını yayar, merhametini yayar, emeğini yayar.
Sofraya koyduğu ekmeğe sevgisini, çocuğunun saçını okşarken duasını, evin duvarlarına sabrını işler. Ama! Kirpiklerinden dökülen tek bir damlanın vebalini ödeyemezsiniz.
Bir kadının kırılan kalbi, bir gün susar. Ve o sessizlik en ağır çığlıktır.
Siz şiddeti yalnızca tokat mı sandınız? Siz şiddeti yalnızca dayak mı sandınız?
En büyük şiddet, kadının umudunu kırmaktır. En büyük şiddet, yüzünden gülüşünü almaktır.
En büyük şiddet, onu yok saymaktır.
Sözle küçümsemek, Sürekli eleştirmek, Kıyaslamak, Sevdiğini hissettirmemek…
Bunların her biri görünmez yaralardır. Morluk bırakmaz belki ama ruhu kanatır.
Ve ruhu kanayan bir kadının sessizliği, bir gün direnişe dönüşür.
Kadının gülüşü hüzne dönmeye başladıysa, Sessizliği bir mesafeye dönüşüyorsa,
Evde kahkahalar azalıyorsa biliniz ki bir yerlerde bir şeyler kırılmıştır.
Oysa kadın mutlu olursa, ev mutlu olur. Kadın huzurlu olursa, toplum huzurlu olur.
Kadının gülüşü bir ailenin ışığıdır. Bugün bir kadının yüzüne dikkatle bakın.
Yorgun mu? Suskun mu? Yoksa hâlâ gülüşüyle evi aydınlatıyor mu?
Kadınların gülüşünü ezmeyin. Onların umudunu incitmeyin.
Çünkü bir kadının içindeki hayat ışığı sönerse, geriye sadece karanlık kalır.
Kadınlar gününe özel bir yazı. 8 Mart Dünya kadınlar gününü kutlarım!

