Bir şehrin gelişmişliği yalnızca açılan işletme sayısıyla, dolup taşan caddeleriyle ya da gece geç saatlere kadar süren kalabalıklarıyla ölçülmez. Gerçek gelişmişlik; o şehrin insanına ne kattığıyla, gençlerine nasıl bir gelecek sunduğuyla ve kültürel kimliğini ne kadar koruyabildiğiyle anlaşılır.
Son yıllarda Seydişehir’de Cadde üzerlerinde hızla artan kafe ve restoranlar dikkat çekiyor. Elbette ticaret olacak, insanlar ekmek kazanacak, sosyal alanlar oluşacak. Ancak mesele sadece işletme açmak değil; bu büyümenin şehircilik anlayışına, toplumsal faydaya ve geleceğe hizmet edip etmediğidir.
Bugün caddelerde art arda açılan mekânlar gençlerin vakit geçirdiği yerler haline geldi. Fakat sormamız gereken soru şu: Gençler burada sadece zaman mı geçiriyor, yoksa kendilerini geliştiriyor mu? Bir toplumun gençliği yalnızca masa başında saatler tüketerek değil; sanatla, sporla, doğayla, kitapla, üretimle ve düşünceyle büyür.
Seydişehir gibi tarihi, doğal ve kültürel potansiyeli yüksek bir ilçe; kafeleriyle değil, değerleriyle ön plana çıkmalıdır. Mağaralarıyla, yaylalarıyla, gölüyle, mesire alanlarıyla, yürüyüş parkurlarıyla, kültür merkezleriyle, tiyatrolarıyla, müzik ve şiir günleriyle, festivalleriyle anılmalıdır.
Bir ilçenin caddelerinde sadece masa ve sandalye çoğalırken; kütüphaneler sessiz kalıyorsa, sanat salonları boşsa, gençler üretmek yerine tüketmeye yöneliyorsa burada düşünülmesi gereken bir tablo vardır.
Seydişehir örnek bir ilçe olabilir. Bunun yolu beton kalabalıklarından değil; bilinçli şehir planlamasından, kültürel yatırımlardan ve gençlere yön verecek projelerden geçer.
Bugün alınacak kararlar, yarının Seydişehir’ini belirleyecek. Tercihimiz sadece tüketen bir şehir mi olacak, yoksa üreten, düşünen ve ilham veren bir şehir mi?

