İnsan, bugünkü halini anlamak istiyorsa önce çocukluğuna dönüp bakmalıdır. Çünkü kim olduğumuz, büyük ölçüde kim olduğumuzdan değil; kim olduğumuzdan nasıl geldiğimizden beslenir. Bu yüzden hem kendi iç dünyamızı anlamak hem de çocuklarımızın duygularını doğru okuyabilmek için çocukluk yıllarının izini sürmek gerekir.
Bugünün çocukları, geçmiş nesillerden oldukça farklı bir dünyada büyüyor. Bundan elli yıl önce çocukluk daha sade, daha doğal bir deneyimdi. Sokaklar oyun alanıydı, arkadaşlıklar yüz yüze kurulurdu. Akşam olduğunda aile sofrasında buluşulur, günün yorgunluğu birlikte atılırdı. Televizyon vardı belki ama hayatın merkezinde değildi.
Bugün ise tablo oldukça farklı. Televizyonlar, tabletler ve cep telefonları hayatın vazgeçilmez bir parçası haline geldi. Çocukların dünyası artık büyük ölçüde ekranların içinde şekilleniyor. Oyunlar, arkadaşlıklar, hatta duygular bile çoğu zaman dijital ortamlar üzerinden yaşanıyor.
Bu değişim yalnızca teknolojik bir dönüşüm değil; aynı zamanda duygusal bir farklılaşma anlamına geliyor. Eskiden çocuklar sokağa çıkar, oyun kurar, paylaşmayı ve çatışmayı yaşayarak öğrenirdi. Şimdi ise birçok çocuk duygularını ekran aracılığıyla tanıyor ve ifade ediyor. Bu da onların iç dünyasını anlamayı her zamankinden daha önemli hale getiriyor.
Unutmamak gerekir ki bugünün ebeveynleri, dünün çocuklarıdır. Hepimiz kendi çocukluğumuzun izlerini taşırız. O yıllarda duyduğumuz sözler, gördüğümüz davranışlar ve öğrendiğimiz alışkanlıklar, farkında olmadan bugünkü hayatımıza yön verir.
Bazen kendimize karşı çok acımasız olabiliriz. Bir hata yaptığımızda ya da bir hedefe ulaşamadığımızda, içimizdeki o küçük çocuğa asla söylemeyeceğimiz sözleri kendimize söyleriz. Oysa çocuklar hata yaparak öğrenir, düşe kalka büyür. Belki de yetişkinliğin en önemli becerilerinden biri, kendine karşı şefkatli olabilmektir.
İçimizdeki çocuğu duymak; onu anlamak, ona biraz daha nazik davranmak demektir. Kendimizle yeniden barışmanın yolu da buradan geçer. Çünkü insan, en çok kendi içindeki çocuğu susturduğunda yorulur; onu dinlediğinde ise iyileşmeye başlar.

