Bazı kavramlar vardır; sıkça kullanılır ama anlamı üzerinde yeterince düşünülmez.
“Halkın insanı olmak” da bunlardan biridir.
Peki, halkın insanı olmak ne demektir?
Bence bunun cevabı, yalnızca halkın arasında bulunmakta, halkın sorunlarını dile getirmekte ya da halk adına konuşmakta değildir. Halkın insanı olmak, her şeyden önce halkın egemenliğine inanmak ve bu egemenliğin temel değerlerini savunmak demektir.
Halkın insanı; emekçinin alın terinin, emeklinin yıllarca verdiği emeğin ve dar gelirlinin yaşam mücadelesinin farkında olandır.
Ekonomik göstergeler ne olursa olsun, insanların günlük hayatında yaşadığı geçim sıkıntısını görmezden gelmeyendir. Enflasyonun ölçülmesi ve açıklanması konusunda şeffaflığı, güvenilirliği ve gerçek hayatla bağın kurulmasını önemseyendir.
Halkın insanı; bilgi kirliliğinin, dezenformasyonun ve gerçeği gölgeleyen söylemlerin toplum üzerindeki etkisini bilir.
Kadına yönelik şiddet, çocuğa yönelik şiddet, toplumsal yaşamda ortaya çıkan şiddet ve bireyin özgürlüğünü tehdit eden her türlü zorbalık karşısında hukukun ve insan onurunun yanında durmak gerekir.
Gazetecilik; güçlüden yana sessizleşmek değil, kamu yararını gözeterek soru sormak, araştırmak, doğrulamak ve gerçeği kamuoyuna aktarmaktır.
Medyanın görevi birilerini memnun etmek değil, toplumun doğru bilgiye ulaşmasına katkı sunmaktır.
Demokrasinin ölçüsü ise yalnızca sandık değil, halkın özgür iradesinin ve temel haklarının güvence altında olmasıdır.
Halkın egemenliğine inanmak, hukukun üstünlüğünden vazgeçmemek, özgürlükleri savunmak, şiddete karşı durmak, doğru bilgiye değer vermek ve adaleti herkes için istemek...
Çünkü halkın egemenliği yalnızca bir cümle değildir.

