Atalarımızın mutfağı mı daha sağlıklıydı, bizimki mi? Çocukluğumuzdan hafızalarımıza kazınan bazı kokular vardır. Tarhana kokusu, ev yapımı erişte, tencerede ağır ağır pişen yemekler, kış hazırlıkları, kurutmalıklar. Bir de mutfaktan yükselen o sıcak yemek kokusunun bütün eve yayılması. Bugün ise mutfağımız oldukça değişti.
Kalorileri hesaplıyor, protein miktarlarını takip ediyor, şekersiz veya proteinli olduğu belirtilen ürünleri tercih ediyoruz. Beslenme konusunda geçmişe göre çok daha fazla bilgiye sahibiz. Peki gerçekten daha sağlıklı mı besleniyoruz?
Atalarımızın mutfağında kalori hesabı yoktu. Bir yiyeceğin kaç gram protein içerdiğini kimse hesaplamıyordu. Fakat evde yemek pişiyordu. Mevsiminde ürünler kullanılıyor, kış hazırlıkları yapılıyor, eldeki yiyecekler değerlendiriliyor ve sofrada ailece oturuluyordu.
Yemek yalnızca karın doyurmak değildi. Sofra, aynı zamanda aileyi bir araya getiren bir buluşma yeriydi. Elbette geçmişin mutfağını tamamen idealize etmek de doğru değil. Fazla yağ, tuz ve şeker kullanılan yemekler vardı. Günümüzde ise beslenme bilimi, gıda güvenliği ve sağlıklı yaşam konusunda geçmişe göre çok daha fazla bilgiye sahibiz.
Ancak belki de bir şeyleri kaybettik. Yemekle kurduğumuz sadeliği. Eskiden insanlar yemeğin içeriğini bugünkü kadar bilimsel ölçülerle takip etmiyordu ama yiyeceğin nereden geldiğini, hangi mevsimde yetiştiğini ve nasıl hazırlanacağını biliyordu.
Bugün ise market raflarında yüzlerce seçenek arasında neyin gerçekten sağlıklı olduğunu anlamaya çalışıyoruz. Belki büyüklerimiz bizden daha sağlıklı beslenmiyordu.
Belki sadece yemekle ilişkileri daha sadeydi. Mevsiminde yemek, evde pişirmek, israf etmemek, eldeki ürünü değerlendirmek, sofraya birlikte oturmak ve yemeğin tadını çıkarmak. Seydişehir mutfağından bugüne kalan bu alışkanlıkların bazılarını yeniden hatırlamak belki de hepimize iyi gelebilir. Geçmişe tamamen dönmemiz gerekmiyor.
Bugünün bilgisiyle geçmişin güzel alışkanlıklarını bir araya getirmek yeterli.
Çünkü sağlıklı beslenme yalnızca ne yediğimizle değil, yemekle nasıl bir ilişki kurduğumuzla da ilgili. Belki de asıl soru, “Atalarımızın mutfağı mı daha sağlıklıydı, bizim mutfağımız mı?” değil. Asıl mesele şu: Atalarımızın mutfağından bugünün sofralarına neyi taşıyabiliyoruz?
Belki bir tarhana kokusunu. Belki ev yapımı eriştenin tadını. Belki mevsiminde sebze ve meyve tüketme alışkanlığını. Belki de en önemlisi, sofranın etrafında sevdiklerimizle oturmanın değerini. Bazen sağlıklı yaşam için çok uzaklara bakmaya gerek yok.
Geçmişimizin mutfak kültüründe, bugün yeniden hatırlamamız gereken güzel alışkanlıklar olabilir. Sağlıklı bir sofra, yalnızca tabağımızdakilerden değil; o sofranın etrafında kimlerle, nasıl oturduğumuzdan da oluşur.

