Herkesin dilinde, çoğunun hayalinde, azının cesaretinde olan o iki kelime. Kimi için daha çok para, kimi için daha az dert; kimi için sessiz bir ev, kimi için kalabalık bir sofradır. Ama çoğu zaman unuttuğumuz bir gerçek var: Daha iyi bir hayat, başkalarının çizdiği bir çerçeveye sığmaz.
Modern hayat bize hep daha fazlasını öğütlüyor. Daha hızlı ol, daha çok kazan, daha görünür ol… Oysa hızlandıkça nefesimiz daralıyor, çoğaldıkça içimizdeki boşluk büyüyor. Belki de daha iyi bir hayat, biraz durabilmekte saklıdır. Bir sabah acele etmeden çay içebilmekte, bir akşam telefonu sessize alıp kendimizi dinleyebilmekte…
Bize mutluluğun satın alınabilir olduğu öğretildi. Yeni bir eşya, yeni bir unvan, yeni bir adres… Hepsi bir süre iyi hissettiriyor, sonra yerini daha fazlasını istemeye bırakıyor. Oysa mutluluk çoğu zaman vitrinde değil; paylaşılmış bir ekmekte, içten bir selamda, beklenmedik bir tebessümde gizlidir.
Daha iyi bir hayat için önce yüklerimizden kurtulmamız gerekir. Kırgınlıklardan, gereksiz hırslardan, başkalarının beklentilerinden… Azalttıkça hafifler insan. Hafifledikçe yürüyüşü güzelleşir, bakışı berraklaşır. Daha iyi bir hayat mı? Daha “insanca” bir hayat mı? Vicdanı olan, merhameti eksilmeyen, başkasının acısına kayıtsız kalmayan bir hayat… Çünkü insanlığını kaybederek elde edilen hiçbir konfor, gerçekten iyi değildir.
Daha iyi bir hayat, büyük değişimlerde değil; küçük ama samimi tercihlerde başlar. Biraz yavaşlamak, biraz sadeleşmek ve en çok da kendimize dürüst olmakla…
Belki o zaman anlarız: Aradığımız hayat çok uzakta değil, çoğu zaman tam da içimizdedir.
Belki daha iyi bir hayat, sandığımız kadar uzakta değildir. Belki bir tebessümde, bir teşekkürde, bir dost sohbetinde gizlidir. Ve belki de daha iyi bir hayat, yalnızca kendine verdiğin sözleri tutmakla başlar. Sevgi, huzur ve umut dolu günlere. Daha iyi bir hayat senle başlar.

