whatsapp
Hakan Dalar
Köşe Yazarı
Hakan Dalar
h
 

Savaş mı, mesaj mı?

İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının temel motivasyonu yeni değil. İran’ın nükleer programı ve bölgedeki vekil güçleri üzerinden kurduğu etki, Tel Aviv için “varoluşsal tehdit” olarak görülüyor. Özellikle İran’ın nükleer silaha yaklaşma ihtimali, İsrail’in “önleyici vuruş” doktriniyle çelişiyor. Bu doktrin yeni değil. Daha önce Irak’ta, Suriye’de uygulandı. Mantık basit: “Tehdit büyümeden vur.” Diplomasi mi? O biraz daha sabır isteyen bir yöntem, bölgede o sabır genelde bulunmuyor. ABD’nin devreye girmesi ise iki sebeple okunabilir:             1.         İsrail’e koşulsuz güvenlik desteği             2.         İran’ın bölgesel yayılmacılığını sınırlama hedefi Washington için mesele sadece İran değil; Körfez dengesi, enerji güvenliği ve Amerikan caydırıcılığının sorgulanmaması da işin içinde. Gerçekten Savaş mı başladı? Savaş başladı” ifadesi kulağa dramatik geliyor, ama şu aşamada yaşanan daha çok kontrollü tırmanma. İran doğrudan ABD topraklarını hedef almadıkça Washington’un tam kapsamlı bir savaşa girmesi düşük ihtimal. İsrail ise İran’ın askeri altyapısını zayıflatmak ister ama topyekûn bir bölgesel yangın da istemez. Çünkü Lübnan’daki Hizbullah, Suriye’deki milisler ve Gazze hattı aynı anda hareketlenirse tablo kontrolden çıkar. Yani evet, çatışma var. Ama henüz küresel savaş değil. Daha çok, herkesin kaslarını gösterdiği bir “sinir savaşı”. Peki, Trump Bu Resmin Neresinde? Donald Trump döneminde İran politikası netti: “Maksimum baskı.” Trump, Obama döneminde imzalanan nükleer anlaşmadan çıkmış ve İran’a ağır yaptırımlar uygulamıştı. Ama asıl stratejik hedef İran değildi; Çin’di. Trump’ın Çin siyaseti üç eksende ilerledi:             1.         Ticaret savaşı: Gümrük vergileriyle Çin’i ekonomik olarak sıkıştırmak.             2.         Teknoloji savaşı: Huawei gibi şirketlere yaptırım uygulayarak teknoloji üstünlüğünü korumak.             3.         Jeopolitik kuşatma: Hint-Pasifik hattında Çin’i dengelemek. Çin ile rekabet, Amerikan dış politikasının ana ekseni haline geldi. İran ise bu denklemde Çin’in enerji ortağı ve “Batı karşıtı blok”un bir parçası olarak görülüyordu. Kısacası İran’a baskı yapmak, dolaylı olarak Çin’in hareket alanını daraltmak anlamına geliyordu. Büyük Resim: Asıl Rekabet Nerede? Bugün Orta Doğu’da yaşanan her gerilim sadece bölgesel değil. ABD için asıl mesele Çin’le küresel liderlik mücadelesi. Vashington, aynı anda hem Rusya’yla hem İran’la hem de Çin’le doğrudan savaşmak istemez. Stratejik öncelik Çin. Bu yüzden İran dosyası genellikle “kontrollü kriz” seviyesinde tutulur. Ama sorun şu: Orta Doğu kontrollü kalmayı pek sevmez. Bir füze yanlış yere düşer, bir misilleme dozunu aşar ve herkes “nasıl buraya geldik?” diye bakakalır. Sonuç İsrail ve Amerika’nın İran’a yönelik saldırıları ani bir patlama değil; uzun süredir biriken gerilimin askeri yansıması. Bu bir dünya savaşı başlangıcı mı? Şu an için değil. Ama küresel güç rekabetinin ateş hattı Orta Doğu’ya kaydıkça risk büyüyor. Trump’ın Çin siyaseti ise şunu gösteriyor: Washington’un asıl korkusu Tahran değil, Pekin. İran dosyası ise bu büyük satranç tahtasında bir hamle. Ve satrançta bazen piyonlar da tahtayı yakabilir.
Ekleme Tarihi: 02 Mart 2026 -Pazartesi

Savaş mı, mesaj mı?

İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının temel motivasyonu yeni değil. İran’ın nükleer programı ve bölgedeki vekil güçleri üzerinden kurduğu etki, Tel Aviv için “varoluşsal tehdit” olarak görülüyor. Özellikle İran’ın nükleer silaha yaklaşma ihtimali, İsrail’in “önleyici vuruş” doktriniyle çelişiyor.

Bu doktrin yeni değil. Daha önce Irak’ta, Suriye’de uygulandı. Mantık basit: “Tehdit büyümeden vur.” Diplomasi mi? O biraz daha sabır isteyen bir yöntem, bölgede o sabır genelde bulunmuyor.

ABD’nin devreye girmesi ise iki sebeple okunabilir:

            1.         İsrail’e koşulsuz güvenlik desteği

            2.         İran’ın bölgesel yayılmacılığını sınırlama hedefi

Washington için mesele sadece İran değil; Körfez dengesi, enerji güvenliği ve Amerikan caydırıcılığının sorgulanmaması da işin içinde.

Gerçekten Savaş mı başladı?

Savaş başladı” ifadesi kulağa dramatik geliyor, ama şu aşamada yaşanan daha çok kontrollü tırmanma.

İran doğrudan ABD topraklarını hedef almadıkça Washington’un tam kapsamlı bir savaşa girmesi düşük ihtimal.

İsrail ise İran’ın askeri altyapısını zayıflatmak ister ama topyekûn bir bölgesel yangın da istemez. Çünkü Lübnan’daki Hizbullah, Suriye’deki milisler ve Gazze hattı aynı anda hareketlenirse tablo kontrolden çıkar.

Yani evet, çatışma var. Ama henüz küresel savaş değil. Daha çok, herkesin kaslarını gösterdiği bir “sinir savaşı”.

Peki, Trump Bu Resmin Neresinde?

Donald Trump döneminde İran politikası netti: “Maksimum baskı.”

Trump, Obama döneminde imzalanan nükleer anlaşmadan çıkmış ve İran’a ağır yaptırımlar uygulamıştı. Ama asıl stratejik hedef İran değildi; Çin’di.

Trump’ın Çin siyaseti üç eksende ilerledi:

            1.         Ticaret savaşı: Gümrük vergileriyle Çin’i ekonomik olarak sıkıştırmak.

            2.         Teknoloji savaşı: Huawei gibi şirketlere yaptırım uygulayarak teknoloji üstünlüğünü korumak.

            3.         Jeopolitik kuşatma: Hint-Pasifik hattında Çin’i dengelemek.

Çin ile rekabet, Amerikan dış politikasının ana ekseni haline geldi. İran ise bu denklemde Çin’in enerji ortağı ve “Batı karşıtı blok”un bir parçası olarak görülüyordu.

Kısacası İran’a baskı yapmak, dolaylı olarak Çin’in hareket alanını daraltmak anlamına geliyordu.

Büyük Resim: Asıl Rekabet Nerede?

Bugün Orta Doğu’da yaşanan her gerilim sadece bölgesel değil. ABD için asıl mesele Çin’le küresel liderlik mücadelesi.

Vashington, aynı anda hem Rusya’yla hem İran’la hem de Çin’le doğrudan savaşmak istemez. Stratejik öncelik Çin. Bu yüzden İran dosyası genellikle “kontrollü kriz” seviyesinde tutulur.

Ama sorun şu: Orta Doğu kontrollü kalmayı pek sevmez. Bir füze yanlış yere düşer, bir misilleme dozunu aşar ve herkes “nasıl buraya geldik?” diye bakakalır.

Sonuç

İsrail ve Amerika’nın İran’a yönelik saldırıları ani bir patlama değil; uzun süredir biriken gerilimin askeri yansıması.

Bu bir dünya savaşı başlangıcı mı? Şu an için değil. Ama küresel güç rekabetinin ateş hattı Orta Doğu’ya kaydıkça risk büyüyor.

Trump’ın Çin siyaseti ise şunu gösteriyor: Washington’un asıl korkusu Tahran değil, Pekin. İran dosyası ise bu büyük satranç tahtasında bir hamle.

Ve satrançta bazen piyonlar da tahtayı yakabilir.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve seydisehirgundem.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.