whatsapp
Hakan Dalar
Köşe Yazarı
Hakan Dalar
h
 

Bu dünya ne sana ne bana

“Bu dünya ne sana ne bana.” Kulağa basit bir serzeniş gibi geliyor. Ama aslında insanlık tarihinin en inatçı gerçeğini fısıldıyor: Sahip olduğunu sandığın hiçbir şey gerçekten senin değil. Karl Marx bu fikri başka kelimelerle, daha sert ve sistematik bir şekilde dile getirmişti. Ona göre insanlar, üretir ama sahip olamaz; çalışır ama karşılığını tam anlamıyla alamaz. Bugün bu düşünceye ister katıl, ister karşı çık, şu sorudan kaçamazsın: Gerçekten neye sahibiz? Bir ev mi? Banka kredisi bitene kadar bankanın. Bir iş mi? Ekonomi dalgalandığında ilk gözden çıkarılan sensin. Zaman mı? Günün büyük kısmını başkalarının belirlediği kurallar içinde harcıyorsun. Modern insanın en büyük yanılsaması, kontrol sahibi olduğunu düşünmesi. Oysa kontrol dediğimiz şey, çoğu zaman şartların bize verdiği sınırlı bir hareket alanından ibaret. Bu yüzden “bu dünya ne sana ne bana” sözü bir teslimiyet değil; bir farkındalık çağrısıdır. Belki de sorun, sahip olmaya bu kadar odaklanmamızda. Daha çok kazanmak, daha çok biriktirmek, daha çok “bizim” yapmak… Ama sonunda ne oluyor? Elde ettiklerimiz arttıkça kaybetme korkumuz büyüyor. Yani sahip oldukça özgürleşmek yerine, daha da bağımlı hale geliyoruz. Bu noktada Marx’ın eleştirisi hâlâ güncel: İnsan, kendi emeğinin ürünüyle bile yabancılaşıyor. Ürettiği şeyler üzerinde söz hakkı yok. Üstelik sadece fabrikada değil, bugün ofiste, telefonda, hatta sosyal medyada bile bu döngü devam ediyor. Ama burada durup düşünmek gerekiyor. Eğer bu dünya gerçekten “ne sana ne bana” ise, o zaman belki de mesele sahip olmak değil, anlam yaratmak. Çünkü kontrol edemediğin bir dünyada tek gerçek özgürlük, ona nasıl baktığını seçebilmektir. Bu, romantik bir teselli değil. Daha çok sert bir gerçek: Dünya kimseye ait değil ama herkes ondan bir parça iz bırakabiliyor. Belki de önemli olan, neye sahip olduğun değil; neye dönüştüğündür. Sonuçta, ne bu dünya bize kalacak ne de biz ona. Ama aradaki o kısa sürede, insan olmanın ne anlama geldiğini belirleyen şey; sahip olduklarımız değil, neyi nasıl yaşadığımızdır.
Ekleme Tarihi: 05 Nisan 2026 -Pazar

Bu dünya ne sana ne bana

“Bu dünya ne sana ne bana.” Kulağa basit bir serzeniş gibi geliyor. Ama aslında insanlık tarihinin en inatçı gerçeğini fısıldıyor: Sahip olduğunu sandığın hiçbir şey gerçekten senin değil.

Karl Marx bu fikri başka kelimelerle, daha sert ve sistematik bir şekilde dile getirmişti. Ona göre insanlar, üretir ama sahip olamaz; çalışır ama karşılığını tam anlamıyla alamaz. Bugün bu düşünceye ister katıl, ister karşı çık, şu sorudan kaçamazsın: Gerçekten neye sahibiz?

Bir ev mi? Banka kredisi bitene kadar bankanın.

Bir iş mi? Ekonomi dalgalandığında ilk gözden çıkarılan sensin.

Zaman mı? Günün büyük kısmını başkalarının belirlediği kurallar içinde harcıyorsun.

Modern insanın en büyük yanılsaması, kontrol sahibi olduğunu düşünmesi. Oysa kontrol dediğimiz şey, çoğu zaman şartların bize verdiği sınırlı bir hareket alanından ibaret. Bu yüzden “bu dünya ne sana ne bana” sözü bir teslimiyet değil; bir farkındalık çağrısıdır.

Belki de sorun, sahip olmaya bu kadar odaklanmamızda. Daha çok kazanmak, daha çok biriktirmek, daha çok “bizim” yapmak… Ama sonunda ne oluyor? Elde ettiklerimiz arttıkça kaybetme korkumuz büyüyor. Yani sahip oldukça özgürleşmek yerine, daha da bağımlı hale geliyoruz.

Bu noktada Marx’ın eleştirisi hâlâ güncel: İnsan, kendi emeğinin ürünüyle bile yabancılaşıyor. Ürettiği şeyler üzerinde söz hakkı yok. Üstelik sadece fabrikada değil, bugün ofiste, telefonda, hatta sosyal medyada bile bu döngü devam ediyor.

Ama burada durup düşünmek gerekiyor. Eğer bu dünya gerçekten “ne sana ne bana” ise, o zaman belki de mesele sahip olmak değil, anlam yaratmak. Çünkü kontrol edemediğin bir dünyada tek gerçek özgürlük, ona nasıl baktığını seçebilmektir.

Bu, romantik bir teselli değil. Daha çok sert bir gerçek: Dünya kimseye ait değil ama herkes ondan bir parça iz bırakabiliyor. Belki de önemli olan, neye sahip olduğun değil; neye dönüştüğündür.

Sonuçta, ne bu dünya bize kalacak ne de biz ona. Ama aradaki o kısa sürede, insan olmanın ne anlama geldiğini belirleyen şey; sahip olduklarımız değil, neyi nasıl yaşadığımızdır.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve seydisehirgundem.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.