Bazı günler vardır; takvimde yalnızca bir tarih gibi durur ama içinde sayısız hikâye taşır.
8 Mart da böyle bir gündür.
Bir fabrikanın gürültüsünde yankılanan bir itirazdır bazen. Bir annenin sabahın ilk ışığında başlayan görünmeyen emeğidir. Bir genç kızın hayallerini kimseye bırakmama kararlılığıdır. Bir öğretmenin sınıfta yaktığı küçük bir ışık, bir bilim insanının laboratuvarda sabırla büyüttüğü umut, bir işçinin ellerindeki nasırdır.
Kadınların hikâyesi çoğu zaman sessiz yazılmıştır. Büyük manşetler yerine mutfakların buğusunda, atölyelerin tozunda, okul sıralarında, hastane koridorlarında… Ama o hikâye hiç durmadan akmıştır. Çünkü kadın emeği, hayatın en görünmeyen ama en güçlü damarlarından biridir.
Her kadın bir hikâye taşır.
Bir mücadele, bir direnç, bazen bir kırgınlık… ama çoğu zaman büyük bir umut.
Bugün dünyaya baktığımızda, kadınların attığı adımların izlerini her yerde görmek mümkün. Bilimde, sanatta, siyasette, sokakta, evde… Hayatın dokunduğu her yerde kadınların emeği var. Ama bu izlerin çoğu, hâlâ yeterince görünür değil.
8 Mart işte bu yüzden yalnızca bir kutlama günü değildir.
Bu gün, sessiz kalan hikâyeleri duyma günüdür.
Görmezden gelinen emeği fark etme günüdür.
Ve en önemlisi, eşit bir dünyanın hayalinin hâlâ canlı olduğunu hatırlama günüdür.
Çünkü bir toplumun gerçek gücü, kadınların ne kadar özgür nefes alabildiğiyle ölçülür.
Bugün belki çiçekler verilecek, güzel sözler söylenecek. Ama asıl değerli olan, kadınların emeğini yalnızca bir gün değil, her gün hatırlayabilmektir.
8 Mart, takvimdeki bir gün olabilir.
Ama kadınların mücadelesi, emeği ve umudu…
Bir güne sığmayacak kadar büyük bir hikâyedir.

