kral unlu
whatsapp
Ercan Erol
Köşe Yazarı
Ercan Erol
 

Mutluluk üzerine

Mutlu olmak için hep hayatımızda güzel şeyler olsun istemiyor muyuz? Gerçekte ise mutluluk hissi ise kalıcı değildir ve uzun sürmez. Her ne kadar bu hislere tutunmaya çalışsak da tüm insan hisleri gibi mutluluk hissi de kayıp gider. İşte bu haz veren hislerin peşinde ne kadar sürüklenirsek kaygı ve depresyona, o kadar açık hale geliriz. YAŞAMIMIZDA ACILAR DA MUTLULUK KADAR GERÇEKTİR Mutluluğun bir diğer karşılığı ise ’’İçsel anlamda zengin, dolu ve anlamlı bir yaşam sürmektir.’’ Kanıksadığımız değerler odaklı yaşamda yol aldığımızda, hayatta savunduğumuz şeyin ne olduğunu açıklığa kavuşturduğumuzda ve yaşantımızı bu hedeflerimize göre düzenlediğimizde, daha güçlü bir yaşam enerjisi alırız. Tabii ki bu hislerin yanında hayat bize keder, korku, öfke gibi rahatsız edici duyguları da yaşatacaktır. Hayatta KARŞITLIKLARLA her zaman karşılaşmak olasıdır. Tabii olan bir şey varsa, acı da yaşamın bir parçasıdır. İnsanoğlu er ya da geç sağlığının bozulacağı, yaşlanacağı ve öleceği düşüncesiyle de yüzleşecektir. Hayatımızda mutluluk kadar reddedilme, ayrılıklar, krizler, kayıplar, hayal kırıklıkları ve ölüm de gerçektir. Burada önemli olan şu ki; acıdan kaçamasak da acıya hayatımızda YER AÇARAK, acının içine dalmadan üzerine çıkarak ve yaşamaya değer bir hayat yaratarak onunla çok daha etkili başa çıkmayı öğrenebiliriz. MUTLU DEĞİLSEN, İLLAKİ BİR KUSUR ARAMAMALISIN Gerçekçi olmasa da kendimizi sürekli neşe ve eğlenceden ibaret, her an mutlu, memnun ve huzurlu hissettiğimiz ve sonuna kadar mutlu yaşadığımız hayat beklentisi içindeyiz. Toplum,  mutlu olmanın insanların olağan hali olduğu tezinde ısrarcıdır. Ancak toplumdaki ruhsal sıkıntılara,  baktığımızda farklı bir tabloyla yüzleşiriz. Bunlara bir de yalnızlık, boşanma, travmatik olaylar, orta yaş bunalımı, ilişki odaklı sorunlar, önyargı düşük benlik saygısı ve ayrıca hedefsizlik ve amaçsızlık… vs ile psikiyatrik rahatsızlıkları da ekleyecek olursak, gerçek mutluluğun ne kadarda ulaşılması zor olduğunu fark edeceğiz.  Birçok insan kendi hariç herkesin mutlu olduğu düşüncesine inandırır kendini. ‘’Eğer mutlu değilsek bizde bir kusur vardır.’’ Düşüncesi bir MİT’ ten (yanlış inanıştan) ibarettir. Zira mutsuzluk bir hastalık veya zayıflık değildir. Bireye depresyon tanılarının konması da bu inançları pekiştirmektedir. Sağlıklı bir insan zihninin, normal düşünce süreçlerinin organizma üzerinde bir acıya, elem duygularına yol açması olağandır. Bu bir kusur değil zira zihnimiz yapmak üzere evrimleştiği işini yapıyor. Yaşamımızda negatif ve pozitif süreçler (yani zıtlıklar) bir bütünlük arz eder. Yani zihinsel kaynaklı elem duygusu da mutluluk da olasıdır. Mutluluğa dair başka bir yanlış inanç ise; ‘’duygu ve düşüncelerimizi, ne hissettiğimizi kontrol edebiliriz .’’ İnancı. Bir yere kadar evet ama eylemlerimiz üzerinde kontrolümüz daha yoğundur. Şu var ki olumsuz düşünceleri, olumlu hale getirerek, yaşamda mutluluğu sürekli kılamayız. Zira olumsuz düşünceler zihinden tamamen silinmeyip, bir biçimde geri gelecektir. Düşünün yüzme havuzunda bir topu suyun altında tutmak için bastıralım, bırakınca top aynı şiddetle yüzeye fırlayacaktır. Zihnimizde de bastırdığımız şeyler böyle bir çağrışımla, bir gün yüzeye gelecektir. Duygu ve düşüncelerimizi kontrol etme girişimlerimiz başarısızlığa uğradığında yetersizlik duygusuna gireriz.           OLUMSUZ DUYGULARA, DÜŞÜNCELERE İÇİMİZDE YER AÇMALIYIZ (ÇÖZÜM TEKNİĞİ)  (Yer Açma Tekniği: Bir bilgisayardaki virüs gibi düşünebiliriz, dosyalarımızı bozmasın kenarda bir yerde kalsın gibi.) Yer açmak demek zihnimizden geçen, yaşam kalitemizi düşüren kanıksadığımız olumsuz hikayeleri kabul edip; onla mücadele etmeyerek, barışık bir halde yaşama çabasında olmamız anlamına gelir. Örneğin, yakınını kaybeden bir insanın, hayatın devam ettiğini görmesi ve bununla birlikte yas sürecini de sağlıklı bir biçimde, bastırmadan ve yaşam enerjisini burada tüketmeden yaşamını sürdürmesi biçiminde özetlenebilir. O halde yaşamış olduğumuz olumsuz duyguları bastırmadan, onlarla mücadele etmeden ve  inkar etmeden, savaşmadan kabullenip içimizde YER AÇABİLİRİZ.  Bu duygulara içinizde yer açtıkça, bunların sizi daha az rahatsız ettiğini ve ‘’ ortalarda dolaşıp’’      sizi huzursuz etmek yerine, çok daha hızlı biçimde kendiliğinden ‘’kaybolup gittiklerini’’  göreceğiz.   Olumsuz duygu ve düşünceleri kendi haline bırakırsak onlarla savaşmazsak, kendimizin ajanı olup iç gözlemlerimizi doğru yaparsak, bizi mutlu eden gerçek manada ki şeylere odaklanarak zihnimizdeki takıntılardan ve otomatik düşüncelere, içimizde HAREKET EDEBİLECEKLERİ BİR ALAN açarsak; onların beynimizin bize dayattığı birer kelime ve hikaye olduğunu kabul edersek; zengin, dolu ve anlamlı bir yaşama da yelken açmış oluruz.  
Ekleme Tarihi: 20 Mayıs 2022 - Cuma

Mutluluk üzerine

Mutlu olmak için hep hayatımızda güzel şeyler olsun istemiyor muyuz?

Gerçekte ise mutluluk hissi ise kalıcı değildir ve uzun sürmez.

Her ne kadar bu hislere tutunmaya çalışsak da tüm insan hisleri gibi mutluluk hissi de kayıp gider.

İşte bu haz veren hislerin peşinde ne kadar sürüklenirsek kaygı ve depresyona, o kadar açık hale geliriz.

YAŞAMIMIZDA ACILAR DA MUTLULUK KADAR GERÇEKTİR

Mutluluğun bir diğer karşılığı ise ’’İçsel anlamda zengin, dolu ve anlamlı bir yaşam sürmektir.’’ Kanıksadığımız değerler odaklı yaşamda yol aldığımızda, hayatta savunduğumuz şeyin ne olduğunu açıklığa kavuşturduğumuzda ve yaşantımızı bu hedeflerimize göre düzenlediğimizde, daha güçlü bir yaşam enerjisi alırız.

Tabii ki bu hislerin yanında hayat bize keder, korku, öfke gibi rahatsız edici duyguları da yaşatacaktır. Hayatta KARŞITLIKLARLA her zaman karşılaşmak olasıdır.

Tabii olan bir şey varsa, acı da yaşamın bir parçasıdır. İnsanoğlu er ya da geç sağlığının bozulacağı, yaşlanacağı ve öleceği düşüncesiyle de yüzleşecektir.

Hayatımızda mutluluk kadar reddedilme, ayrılıklar, krizler, kayıplar, hayal kırıklıkları ve ölüm de gerçektir.

Burada önemli olan şu ki; acıdan kaçamasak da acıya hayatımızda YER AÇARAK, acının içine dalmadan üzerine çıkarak ve yaşamaya değer bir hayat yaratarak onunla çok daha etkili başa çıkmayı öğrenebiliriz.

MUTLU DEĞİLSEN, İLLAKİ BİR KUSUR ARAMAMALISIN

Gerçekçi olmasa da kendimizi sürekli neşe ve eğlenceden ibaret, her an mutlu, memnun ve huzurlu hissettiğimiz ve sonuna kadar mutlu yaşadığımız hayat beklentisi içindeyiz.

Toplum,  mutlu olmanın insanların olağan hali olduğu tezinde ısrarcıdır.

Ancak toplumdaki ruhsal sıkıntılara,  baktığımızda farklı bir tabloyla yüzleşiriz.

Bunlara bir de yalnızlık, boşanma, travmatik olaylar, orta yaş bunalımı, ilişki odaklı sorunlar, önyargı düşük benlik saygısı ve ayrıca hedefsizlik ve amaçsızlık… vs ile psikiyatrik rahatsızlıkları da ekleyecek olursak, gerçek mutluluğun ne kadarda ulaşılması zor olduğunu fark edeceğiz.

 Birçok insan kendi hariç herkesin mutlu olduğu düşüncesine inandırır kendini.

‘’Eğer mutlu değilsek bizde bir kusur vardır.’’ Düşüncesi bir MİT’ ten (yanlış inanıştan) ibarettir.

Zira mutsuzluk bir hastalık veya zayıflık değildir. Bireye depresyon tanılarının konması da bu inançları pekiştirmektedir.

Sağlıklı bir insan zihninin, normal düşünce süreçlerinin organizma üzerinde bir acıya, elem duygularına yol açması olağandır. Bu bir kusur değil zira zihnimiz yapmak üzere evrimleştiği işini yapıyor.

Yaşamımızda negatif ve pozitif süreçler (yani zıtlıklar) bir bütünlük arz eder.

Yani zihinsel kaynaklı elem duygusu da mutluluk da olasıdır.

Mutluluğa dair başka bir yanlış inanç ise; ‘’duygu ve düşüncelerimizi, ne hissettiğimizi kontrol edebiliriz .’’ İnancı.

Bir yere kadar evet ama eylemlerimiz üzerinde kontrolümüz daha yoğundur.

Şu var ki olumsuz düşünceleri, olumlu hale getirerek, yaşamda mutluluğu sürekli kılamayız.

Zira olumsuz düşünceler zihinden tamamen silinmeyip, bir biçimde geri gelecektir.

Düşünün yüzme havuzunda bir topu suyun altında tutmak için bastıralım, bırakınca top aynı şiddetle yüzeye fırlayacaktır.

Zihnimizde de bastırdığımız şeyler böyle bir çağrışımla, bir gün yüzeye gelecektir.

Duygu ve düşüncelerimizi kontrol etme girişimlerimiz başarısızlığa uğradığında yetersizlik duygusuna gireriz.

          OLUMSUZ DUYGULARA, DÜŞÜNCELERE İÇİMİZDE YER AÇMALIYIZ (ÇÖZÜM TEKNİĞİ)

 (Yer Açma Tekniği: Bir bilgisayardaki virüs gibi düşünebiliriz, dosyalarımızı bozmasın kenarda bir yerde kalsın gibi.)

Yer açmak demek zihnimizden geçen, yaşam kalitemizi düşüren kanıksadığımız olumsuz hikayeleri kabul edip; onla mücadele etmeyerek, barışık bir halde yaşama çabasında olmamız anlamına gelir. Örneğin, yakınını kaybeden bir insanın, hayatın devam ettiğini görmesi ve bununla birlikte yas sürecini de sağlıklı bir biçimde, bastırmadan ve yaşam enerjisini burada tüketmeden yaşamını sürdürmesi biçiminde özetlenebilir.

O halde yaşamış olduğumuz olumsuz duyguları bastırmadan, onlarla mücadele etmeden ve  inkar etmeden, savaşmadan kabullenip içimizde YER AÇABİLİRİZ.

 Bu duygulara içinizde yer açtıkça, bunların sizi daha az rahatsız ettiğini ve ‘’ ortalarda dolaşıp’’      sizi huzursuz etmek yerine, çok daha hızlı biçimde kendiliğinden ‘’kaybolup gittiklerini’’  göreceğiz.   Olumsuz duygu ve düşünceleri kendi haline bırakırsak onlarla savaşmazsak, kendimizin ajanı olup iç gözlemlerimizi doğru yaparsak, bizi mutlu eden gerçek manada ki şeylere odaklanarak zihnimizdeki takıntılardan ve otomatik düşüncelere, içimizde HAREKET EDEBİLECEKLERİ BİR ALAN açarsak; onların beynimizin bize dayattığı birer kelime ve hikaye olduğunu kabul edersek; zengin, dolu ve anlamlı bir yaşama da yelken açmış oluruz.  

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve seydisehirgundem.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.