Emperyalizm, varlığını sürdürebilmek için dünyanın kendi hedefleri doğrultusunda hareket etmesine ihtiyaç duyar. Bunun için tanklara, uçaklara ya da doğrudan işgallere her zaman gerek yoktur. Bazen bir silah, bazen bir hap, bazen de ambalajı parlak bir “mutluluk” yeterlidir.
Emperyalizmin geçmişi Latin Amerika’dan Kafkasya’ya, Afrika’dan Orta Asya’ya dek darbeler, darbe girişimleri, savaşlar, suikastlar, cinayetlerle dolu. Emperyalizmin çeşitli bahanelerle saldırdığı hiçbir ülke, bölünmekten kurtulamıyor, ulusal bütünlüğünü koruyamıyor ve iç savaştan kaçamıyor. Emperyalizm kapitalist olma niteliğiyle sermaye imparatorluğudur. İnsanlığın ortak aklını çökertiyorlar.
Bugün savaşların büyük bir kısmı, barış adına başlatılıyor. Silahlar “güvenlik” için satılıyor, bombalar istikrar için düşüyor. Emperyal düzen, önce korkuyu büyütüyor; ardından o korkuya çare diye silah pazarlıyor. Korku ticarileştikçe, ölüm de sıradanlaşıyor.
Aynı düzen, açlığı da yönetiyor. Toprağı olan ülkelere tohum satılıyor, tohumu alan ülkelere gübre, gübreyi alanlara ilaç… Kendi kendine yetebilen toplumlar, adım adım bağımlı hâle getiriliyor. Açlık bir kader değil, planlı bir piyasa sonucu olarak karşımıza çıkıyor.
Hastalıklar da bu düzenin parçası. Sağlıksız yaşam biçimleri teşvik ediliyor, doğa tahrip ediliyor, stres ve ardından hastalıklar çoğalıyor. Çözüm mü? Elbette satılık. İlaçlar, tedaviler, pahalı umutlar… İyileşmekten çok, sürekli “müşteri” kalmak isteniyor.
Belki de en tehlikelisi, hayali mutluluğun pazarlanmasıdır. Tüket, sahip ol, göster, yarış… Gerçek huzurun yerini vitrinlerdeki gülüşler alıyor. İnsanlar yalnızlaşıyor ama kalabalıklar içinde yaşıyor. Mutluluk, artık bir his değil; satın alınması gereken bir ürün olarak sunuluyor.
Emperyalizm yalnızca toprakları değil, zihinleri de işgal eder. Düşünmeyen, sorgulamayan, tüketen bireyler ister. Çünkü sorgulayan insan tehlikelidir; bağımlı olmayan toplum kontrol edilemez.
Bu yüzden mesele sadece silahlar, ilaçlar ya da gıda değildir. Mesele, iradedir. Kendi kararlarını verebilen, kendi toprağını eken, kendi sağlığını ve mutluluğunu tanımlayabilen toplumlar, emperyal düzenin en büyük korkusudur.
Dünya satılıyor olabilir. Ama insanlık, hâlâ kendini geri alabilecek güce sahiptir.

