İnsanlar adil bir çağda yaşamıyor. Hayata baktığımız zaman ise konusu ne olursa olsun haklı olduğunu iddia eder. Bir hikâyede olduğu gibi herkes haklıysa toplum neden mutlu değil?
Haklı olmak, bireysel bir zaferdir. İnsana güçlü hissettirir. Egoyu besler. Haklılık, doğası gereği dışlayıcıdır. Çoğu zaman da geçmişe saplanır. Adil olmak ise herkese yer açar.
Adil olmak sadece kuralları harfiyen uygulamak değildir. O kuralların arkasındaki insanı, niyeti ve vicdanı da gözetir. Haklılık “ben” ile ilgilidir; Adalet ise “bizlerdir…
Adalet, karşı tarafın da doğrusunu görebilme cesareti ister. Gerektiğinde kendi küçük menfaatinden vazgeçebilme olgunluğu gerektirir. Haklı çıkmak alkış getirir ama adil davranmak güven inşa eder. Alkış birkaç saniye sürer; güven ise yıllar boyunca ayakta kalır.
Birbirimizin yüzüne “Ben haklıyım!” diye bağırmak değil; “Senin de bir payın var, gel adil bir orta yol bulalım” diyebilmektir. Adil olmak zordur. Çünkü adil olmak bazen susmayı, bazen geri adım atmayı savunmayı gerektirir. Bazen kalabalığa karşı tek başına durmayı…
Unutmayalım! Haklılık bir savaşın galibi yapar sizi. Adalet ise kalıcı bir barışın mimarıdır.
Ve barış, her zaman kazanmaktan daha değerlidir. Sevgiyle ve adaletle kalın.

