Kalemin ucunda biriktirdiğimiz kelimeler bazen ağırlaşır. Haber konularında ise her yeni gelişme, her yeni olay, her yeni acı; cümlelerimizi biraz daha sertleştirir, satırlarımıza biraz daha gölge düşürür. Oysa biz, güzel şeyler yazmayı ne çok özledik…
Bir çocuğun bisiklete binerken yüzündeki heyecanı yazmayı…
Mahalle arasında top oynayan gençlerin kahkahasını…
Yağmurdan sonra toprak kokusunu içimize çeke çeke yapılan bir yürüyüşü…
Bir dükkânın camına asılan “Hayırlı Olsun” yazısını…
Gazetecilik çoğu zaman hayatın sert yüzünü kayda geçmektir. Ama hayat yalnızca kazalardan, tartışmalardan, krizlerden ibaret değildir. Hayat; küçük iyiliklerin, sessiz fedakârlıkların ve fark edilmeden yapılan güzelliklerin toplamıdır.
Bir esnafın veresiye defterini kapatıp “Helal olsun” dediğini yazmak ister insan.
Bir öğretmenin öğrencisi için mesai saatini unuttuğunu…
Bir komşunun diğerinin kapısını çorba ile çaldığını…
Çünkü toplumun gerçek mayası bu iyiliklerdir.
Belki de biz, kötüyü yazdıkça kötünün büyüdüğünü sandık. Oysa iyiyi yazmak, iyiliği çoğaltmanın en güçlü yollarından biridir. Bir güzel haberi manşete taşımak, umudu büyütmektir. Umut ise en az ekmek kadar, su kadar ihtiyaçtır.
Kalem, sadece eleştirmek için değil; takdir etmek için de vardır.
Sadece hatayı göstermek için değil; doğruyu alkışlamak için de vardır.
İnsan haber sitemizi ve gazeteyi açtığında içini ısıtan bir satır görmek ister. “Bugün de güzel bir şey olmuş” diyebilmek ister. Çünkü umut her zaman beklentidir..
Biz güzel şeyler yazmayı özledik.
Bir şehrin yüzünü güldüren gelişmeleri, gençlerin başarılarını, kadınların emeğini, yaşlıların duasını. Belki de yeniden başlamanın vakti geldi.
Güzeli aramanın, iyiyi görünür kılmanın, küçük mutlulukları büyütmenin vakti…
Çünkü bu şehirde, bu ülkede, bu hayatta hâlâ güzel şeyler oluyor.
Yeter ki görmek isteyelim. Yeter ki yazmaya cesaret edelim.

