Bir 10 Ocak çalışan gazeteciler günü daha geldi. Ancak ortada kutlanacak bir tablo yok.
Bugün gazetecilik, onuruyla ayakta duran bir meslek olmaktan her geçen gün biraz daha uzaklaştırılıyor. Gerçeği yazanlar susturuluyor, susanlar ödüllendiriliyor. Hakikatin peşinde koşan gazeteciler ya işsiz bırakılıyor ya da yalnızlığa mahkûm ediliyor.
Bir zamanlar gazeteci; halkın gözü, kulağı ve vicdanıydı. Bugün ise çoğu yerde gazetecilik, ya bir reklam bültenine ya da talimatla yazılan metinlere indirgenmiş durumda.
Basın sustukça toplum karanlığa gömülüyor. Gazetecilik yalnızca haber vermek değildir. Gazetecilik; sormak, sorgulamak ve rahatsız etmektir.
Ama soru soran sevilmiyor. Eleştiren dışlanıyor. Doğruyu yazan bedel ödüyor.
Basın özgürlüğü; kürsülerde bolca dile getirilen ama sahada karşılığı olmayan bir kavrama dönüştü. Sansür artık gizli değil, aleni. Oto-sansür ise mesleğin en acı gerçeği.
Emek var, güvence yok. Gece gündüz çalışan, bayramda, afette, cenazede görev yapan gazeteciler; asgari ücretin altında maaşlarla, sigortasız ve güvencesiz çalışıyor.
Ama 10 Ocak’ta birkaç süslü mesaj dışında kimse bu gerçeği konuşmak istemiyor.
Gazeteci her koşulda sahada olmalı. Ama konu hak, hukuk ve gelecek olunca yalnızlar.
Kalem Kırıldı Ama Vicdan Hâlâ Direniyor. Evet, gazetecilik bugün yerlerde sürünüyor. Ama tamamen bitmedi. Çünkü hâlâ gerçeği üç kuruşa satmayan kalemler var.
Hâlâ “susmam” diyen yürekler var. 10 Ocak; kutlama günü değil, yüzleşme günüdür. Gazeteciliğin ne hâle getirildiğini görme günüdür.
Ve unutulmaması gereken tek gerçek şudur: Basın sustuğunda, toplum karanlığa mahkûm olur.

