whatsapp
Havva Dilek
Köşe Yazarı
Havva Dilek
 

Cevap verme, cıss!

Nasıl bir çağdır bu böyle, “hazımsızlık “ hastalık iken “açlık” semptom olarak bile kabul edilmez ? Ya medet, yol nereye, yolculuk pazartesiden  daha iyi olacak umuduyla cumaya mı  ? Hangi şiir cümlesiyle  kaçarsak kurtuluruz iliğimize işleyen  şu hafta işinden  ? Heyhat ! Kanı kanla , ateşi  ateşle  söndürmeye kalkarsanız, bedenini  ateşe atar  bir işçi, söndüremezsiniz. Bir hırsıza,  hırsız diyemeyenler  çocukken hep “elim sen de” mi oynamışlar ,  hep merak etmişimdir . Bundan sonra asla ve katta merak etmeyeceğim , size söz.   Başımın  dinmeyen ağrısına  patates  sarsam   geçer  mi ? Diye de  sormayacağım buna  da söz. “En çok hastalıklı  hastane  benim hastanem” yarışına  hangi elinizle  giriş kartı basıyorsunuz ?  Diye  sormak da yok. Alimallah bir cevap veren çıkar, akıl pastanesini  boylar sonra.  “Derdin bini bin  para” demek  serbest kürsüden intihar etmiş , alıcısı var mıydı ki,  diye sakın ola sormayın. “Savaş bir  sağlık sorunudur“ diyen  cümleye  nasıl anlatılır , bu yüzyılın güvercinlerinin  savaşların  habercisi olduğu bir twitlik  başla ? Soran dilime  Maraş  biberi  sürmezsem ne olayım. Acı biber severim bu arada, gülmeyin. Soru çok , sorduranlar   köşe bucak. Cevap vermek kanun hükmünde, söylemedi demeyin bak sonra. Soruları sağ elle mi, yoksa sol elle mi sorsak cennetin kapılarını aralarız ? Tamamen gündem  dışı , paralamayın  kendinizi. Geçeceğiz  o  köprüden, parasıyla değil mi dayı ? Diyen dallamalar  size her  köprü ayı görünür  hala. Ne diyorum ben ya ? Bir günaydın , diyecektim  oysa. Sonra : “Aşksız ve paramparçaydı yaşam bir inancın yüceliğinde buldum seni bir kavganın güzelliğinde sevdim. bitmedi daha sürüyor o kavga ve sürecek yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!” diyen şiirin  sesiyle  açacaktım   penceremi. Bunun için bir  yasaya  gerek var mıydı  ? Cevap vermeyin  ,  cıss  yaparlar. Sonra sokağın aydınlık yüzüne  dokunarak çıkmak  evin  kapısından. Bir  günaydını eksik etmemeli , yılda bir kez bile olsa bir  sabah benim için toplu ulaşım otobüsünü bekletmiş olan o ulaşım şoförüne. Öğrencilerin “By ing, gittim .” yeni nesil konuşmalarına ağız dolusu gülümsemek  de var. Uyuyamadığım pazara , cumartesiye  şiir yazmadım  belki ama, “az çalışmalı çok yaşamalı”yı ,  yazmayı beceremeyenlerle hep birlikte  yüksek sesle okumayı teklif ediyorum. “Çıkma teklifi” değil, aman deyim yanlış anlaşılmasın. Bir sevgilim olmadığına peşin hüküm vermeyin hemen. Bir kadın olarak “susma hakkımı” kullanmak isterim,  siz insan olarak  anlayın. Sonra sevgili belama “günaydın adam” diye sesimi duyuramam,   kulaklarım ağzımı  arar   bütün bir gün. Bir savaşın orta yerinde; “Sevgilim ! Ben en çok senin içinde kopan  fırtınanın , kentinde ki ağaçların yapraklarını maviye boyayan  rüzgarına  sevdalandım. Kalbinde rüzgarın,  Eteğinde dağın bir nefeslik sabah olmuşum.” Diye  de yazamam. Neyse uzatmayalım. Başa dönersek, ağrımızın, acımızın en başına dönmenin imkanı yok bunu baştan söyleyelim. Armutlu da panzer altında kalan o çocuk vardı ya hani, hiç ama hiç büyümeyecek , bilin  ve   hatırlayın inatla. Yeni nesil  hastane marketingler de  meme büyütme, burun  küçültme yerine biraz fikir  ekelim deseler  saçlı derimize ,  daha mı çok yarım akıllı  olurduk ? Sorusu  cep de. Buğday  kepaze olmuş toprağa  da, rüya tabirleri yok satmış günlerce. Ne diyelim. Bir ilacın etkisini bekleyecek kadar  ömrümüz  olabilir  belki ama “zaman denen bir ilaç  ismi yok”, bunu şu kafamızın duvarına yazalım belki bir okuyan  çıkar belli mi olur. Ses olun, nefes olun, kendi hayatınıza müdahil olun. Bir de,  “İnsan kalbi ve aklıyla bir yola baş koyduysa bu dünya da hiçbir şey imkansız değildir” diyen Spartaküs’ü unutmayın emi. Hepsi bu.
Ekleme Tarihi: 05 Şubat 2018 - Pazartesi

Cevap verme, cıss!

Nasıl bir çağdır bu böyle, “hazımsızlık “ hastalık iken “açlık” semptom olarak bile kabul edilmez ?

Ya medet, yol nereye, yolculuk pazartesiden  daha iyi olacak umuduyla cumaya mı  ?

Hangi şiir cümlesiyle  kaçarsak kurtuluruz iliğimize işleyen  şu hafta işinden  ?

Heyhat !

Kanı kanla , ateşi  ateşle  söndürmeye kalkarsanız, bedenini  ateşe atar  bir işçi, söndüremezsiniz.

Bir hırsıza,  hırsız diyemeyenler  çocukken hep “elim sen de” mi oynamışlar ,  hep merak etmişimdir . Bundan sonra asla ve katta merak etmeyeceğim , size söz.  

Başımın  dinmeyen ağrısına  patates  sarsam   geçer  mi ? Diye de  sormayacağım buna  da söz.

“En çok hastalıklı  hastane  benim hastanem” yarışına  hangi elinizle  giriş kartı basıyorsunuz ?  Diye  sormak da yok. Alimallah bir cevap veren çıkar, akıl pastanesini  boylar sonra.

 “Derdin bini bin  para” demek  serbest kürsüden intihar etmiş , alıcısı var mıydı ki,  diye sakın ola sormayın.

“Savaş bir  sağlık sorunudur“ diyen  cümleye  nasıl anlatılır , bu yüzyılın güvercinlerinin  savaşların  habercisi olduğu bir twitlik  başla ? Soran dilime  Maraş  biberi  sürmezsem ne olayım.

Acı biber severim bu arada, gülmeyin.

Soru çok , sorduranlar   köşe bucak. Cevap vermek kanun hükmünde, söylemedi demeyin bak sonra.

Soruları sağ elle mi, yoksa sol elle mi sorsak cennetin kapılarını aralarız ? Tamamen gündem  dışı , paralamayın  kendinizi.

Geçeceğiz  o  köprüden, parasıyla değil mi dayı ? Diyen dallamalar  size her  köprü ayı görünür  hala.

Ne diyorum ben ya ? Bir günaydın , diyecektim  oysa.

Sonra :

“Aşksız ve paramparçaydı yaşam
bir inancın yüceliğinde buldum seni
bir kavganın güzelliğinde sevdim.
bitmedi daha sürüyor o kavga
ve sürecek
yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!” diyen şiirin  sesiyle  açacaktım   penceremi.

Bunun için bir  yasaya  gerek var mıydı  ? Cevap vermeyin  ,  cıss  yaparlar.

Sonra sokağın aydınlık yüzüne  dokunarak çıkmak  evin  kapısından.

Bir  günaydını eksik etmemeli , yılda bir kez bile olsa bir  sabah benim için toplu ulaşım otobüsünü bekletmiş olan o ulaşım şoförüne.

Öğrencilerin “By ing, gittim .” yeni nesil konuşmalarına ağız dolusu gülümsemek  de var.

Uyuyamadığım pazara , cumartesiye  şiir yazmadım  belki ama, “az çalışmalı çok yaşamalı”yı ,  yazmayı beceremeyenlerle hep birlikte  yüksek sesle okumayı teklif ediyorum. “Çıkma teklifi” değil, aman deyim yanlış anlaşılmasın. Bir sevgilim olmadığına peşin hüküm vermeyin hemen. Bir kadın olarak “susma hakkımı” kullanmak isterim,  siz insan olarak  anlayın.

Sonra sevgili belama “günaydın adam” diye sesimi duyuramam,   kulaklarım ağzımı  arar   bütün bir gün.

Bir savaşın orta yerinde;

“Sevgilim !

Ben en çok senin içinde kopan  fırtınanın , kentinde ki ağaçların yapraklarını maviye boyayan  rüzgarına  sevdalandım.

Kalbinde rüzgarın, 
Eteğinde dağın bir nefeslik sabah olmuşum.”

Diye  de yazamam.

Neyse uzatmayalım.

Başa dönersek, ağrımızın, acımızın en başına dönmenin imkanı yok bunu baştan söyleyelim.

Armutlu da panzer altında kalan o çocuk vardı ya hani, hiç ama hiç büyümeyecek , bilin  ve   hatırlayın inatla.

Yeni nesil  hastane marketingler de  meme büyütme, burun  küçültme yerine biraz fikir  ekelim deseler  saçlı derimize ,  daha mı çok yarım akıllı  olurduk ? Sorusu  cep de.

Buğday  kepaze olmuş toprağa  da, rüya tabirleri yok satmış günlerce.

Ne diyelim.

Bir ilacın etkisini bekleyecek kadar  ömrümüz  olabilir  belki ama “zaman denen bir ilaç  ismi yok”, bunu şu kafamızın duvarına yazalım belki bir okuyan  çıkar belli mi olur.

Ses olun, nefes olun, kendi hayatınıza müdahil olun.

Bir de,  “İnsan kalbi ve aklıyla bir yola baş koyduysa bu dünya da hiçbir şey imkansız değildir” diyen Spartaküs’ü unutmayın emi.

Hepsi bu.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve seydisehirgundem.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.