whatsapp
Havva Dilek
Köşe Yazarı
Havva Dilek
 

Annelerin ölüm doğurdukları bir zaman

Camdan kulelerinden çığırtkan pazarcılara taş çıkartırcasına   “can doğranılan”, “kan içilen” zavallılar dünyasında yaşıyoruz. Ya da yaşıyor olduğumuzu sanıyoruz. Sanrı Cumhuriyeti… Cehenneme dönen coğrafyamızda, vah halinize diyecek kendimizden başka da kimsecikler yok hani. Atsız’ın narası ile inilen Tanrı dağından geriye elinizde, avucunuzda bir hayvan simgesinden gayrı bir şey kalmayan ayrı bir zavallılığınızı da çerçeveletip duvarlarınızın en üst  köşesine astınız  mı? Asınız. Kim bilir belki o zaman başınız göğe erer ve yerde göremediklerinizi görebilir misiniz diye düşünmüyor da değilim. Ne çare olur diye onu düşünmekteyim aslında. Umutsuzluk değil söylemek istediğim. Umudu yansılamak. Para karşılığı olmayan, olamayacak olan umudu pazarından, pazarlığından alıp koparmak. Fabrika da makinenin başında kimliğinizin bir önemi yok, çay molasında boğazını yakarcasına yudumladığınız çayın dumanına karışan tütünün dumanında olabilir belki. Hastane de tıbbı bakım hizmeti sunarken kimliğinizin bir önemi yok, kimyasallardan kısa süreliğine arınmak için dışarı çıktığınız öğle tatilinde üzerimizden havaya savrulan buğu da olabilir belki. Okulda ders anlatırken öğrencilerin gözlerinin içine baktığınızda kimliğinizin bir önemi yok, durakta, otobüse binebilmek sıra bozup sıra düzelttiğiniz sırayı beklerken attığınız çaka gaz da olabilir belki. Tarlada kozalar tırnaklarınızı yırtarak pamuk toplarken kimliğinizin bir önemi yok, mideye bir lokma daha fazla indirmek için yarış ettiğiniz yemek arasında tozuttuğunuz toprağın tozunda olabilir belki. Çocuklarınızın yüzlerine bakın! Onların gözlerinin ta içine bakın! Onları öpüp koklayın! Annelerin ölüm doğurduğu bir zaman… Sözcük bulmakta zorlanıyorum. Sonra aynaya dönüp kendi suratınıza bakın, suratınıza gözlerinizi kaçırmadan uzun uzun bakın. Öylece kalın bir mühlet. Ölüm üstüne, öldürmek üstüne intikam yeminleri edebilir miyim? Bu soruyu kendinize sorun. Bu soruya açık yüreklilikle cevap vermeye çalışın. Sonra sabah  dışarı  çıktığınızda, sokağınızın, mahallenizin, meydanlarınızın isimlerini OKUYUN ! Sokaklarımız ölülerimizin isimleriyle dolu. Değil mi? Ve gün boyunca bu mezarların arasında dolaşıyor, nefes almaya, yaşamaya çalışmıyor muyuz? Şimdi tekrar aynı soruyu kendinize sorun ve samimi bir cevap verin lütfen. Ölüm çığırtganlığı, nefret barbarlığı yapılabilen bir zamandan utanç duyuyorum. Ben mi?  Her zaman söylediğim gibi. Yaşamdan ve yaşatmaktan yana tarafım. Son söz olarak, Dünyayı her geçen gün yaşanmaz hale getiren insanın kendisi iken, okuduğu laneti de yine kendisine yapmış olacaktır.
Ekleme Tarihi: 13 Aralık 2016 - Salı

Annelerin ölüm doğurdukları bir zaman

Camdan kulelerinden çığırtkan pazarcılara taş çıkartırcasına   “can doğranılan”, “kan içilen” zavallılar dünyasında yaşıyoruz. Ya da yaşıyor olduğumuzu sanıyoruz.

Sanrı Cumhuriyeti…

Cehenneme dönen coğrafyamızda, vah halinize diyecek kendimizden başka da kimsecikler yok hani.

Atsız’ın narası ile inilen Tanrı dağından geriye elinizde, avucunuzda bir hayvan simgesinden gayrı bir şey kalmayan ayrı bir zavallılığınızı da çerçeveletip duvarlarınızın en üst  köşesine astınız  mı?

Asınız.

Kim bilir belki o zaman başınız göğe erer ve yerde göremediklerinizi görebilir misiniz diye düşünmüyor da değilim.

Ne çare olur diye onu düşünmekteyim aslında.

Umutsuzluk değil söylemek istediğim.

Umudu yansılamak.

Para karşılığı olmayan, olamayacak olan umudu pazarından, pazarlığından alıp koparmak.

Fabrika da makinenin başında kimliğinizin bir önemi yok, çay molasında boğazını yakarcasına yudumladığınız çayın dumanına karışan tütünün dumanında olabilir belki.

Hastane de tıbbı bakım hizmeti sunarken kimliğinizin bir önemi yok, kimyasallardan kısa süreliğine arınmak için dışarı çıktığınız öğle tatilinde üzerimizden havaya savrulan buğu da olabilir belki.

Okulda ders anlatırken öğrencilerin gözlerinin içine baktığınızda kimliğinizin bir önemi yok, durakta, otobüse binebilmek sıra bozup sıra düzelttiğiniz sırayı beklerken attığınız çaka gaz da olabilir belki.

Tarlada kozalar tırnaklarınızı yırtarak pamuk toplarken kimliğinizin bir önemi yok, mideye bir lokma daha fazla indirmek için yarış ettiğiniz yemek arasında tozuttuğunuz toprağın tozunda olabilir belki.

Çocuklarınızın yüzlerine bakın!

Onların gözlerinin ta içine bakın!

Onları öpüp koklayın!

Annelerin ölüm doğurduğu bir zaman…

Sözcük bulmakta zorlanıyorum.

Sonra aynaya dönüp kendi suratınıza bakın, suratınıza gözlerinizi kaçırmadan uzun uzun bakın.

Öylece kalın bir mühlet.

Ölüm üstüne, öldürmek üstüne intikam yeminleri edebilir miyim?

Bu soruyu kendinize sorun.

Bu soruya açık yüreklilikle cevap vermeye çalışın.

Sonra sabah  dışarı  çıktığınızda, sokağınızın, mahallenizin, meydanlarınızın isimlerini OKUYUN !

Sokaklarımız ölülerimizin isimleriyle dolu.

Değil mi?

Ve gün boyunca bu mezarların arasında dolaşıyor, nefes almaya, yaşamaya çalışmıyor muyuz?

Şimdi tekrar aynı soruyu kendinize sorun ve samimi bir cevap verin lütfen.

Ölüm çığırtganlığı, nefret barbarlığı yapılabilen bir zamandan utanç duyuyorum.

Ben mi? 
Her zaman söylediğim gibi.
Yaşamdan ve yaşatmaktan yana tarafım.

Son söz olarak,

Dünyayı her geçen gün yaşanmaz hale getiren insanın kendisi iken, okuduğu laneti de yine kendisine yapmış olacaktır.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve seydisehirgundem.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.