whatsapp
Av. Mustafa Bademci
Köşe Yazarı
Av. Mustafa Bademci
-
 

Lozan’ı düşünürken

Recep Nuri Yurdakul yıllar önce öğrenim için gittiği İngiltere’de yerleşp kalmış, ünlü bir tıp doktoru olmuştu. Bir hastanede Tıbbi Direktör (Başhekim) olarak görev yapıyordu. Kendisini ziyarete gelen Dr. Rudyard ile ateşli bir söyleşi sürüp giderken kapı çalındı. Gelen yeğeni Havva Kız’dı. Hemen sordu: “Tamam mı?”         “ Evet Dayı, tamam!.. Şu anda İngiliz vatandaşıyım. Yalnız, Türkiye’ye gitmem birkaç gün uzayacak. Yurtdışına çıkabilmem için İngiliz pasaportunun gelmesini beklemem gerekiyor. Elimdeki yeşil pasaport hükümsüz kaldı.”                                                                                                                                 “Tamam canım kızım, tamam. Vatandaşlık işi hallolmuş ya sen ona bak. Bu çok önemli sorun böylece ortadan kalkmış oldu. Birkaç gün geç gidersiniz Türkiye’ye, olur biter...”                   Dr. Rudyard söze girdi: “Hanım Kız yeğeniniz oluyor demek. Çok çok tebrikler! Bir körpe beyin daha kazandı ingiltere. Beyin göçü deyip geçmemek gerek. Gel de İsmet İnönü’nün Curzon’a söylediklerini anımsama! Şimdi tam da yeri geldi de: Aziz Dost Yurdakul!.. Altın sizde, zümrüt sizde, gül sizde!.. Eteklerinden yağ akan dağlar, kan damlasa can biten ovalar sizde!.. Dünya’nın en güzel göğü sizde... Ne yazık ki, yıllar geçti, yüz yıl oldu, sonuç yok. İzin verilmiş olsa Türkiye’de yetişkin nüfusun çoğu güzel ülkenizi terketmek istiyor.  Ben de buna şaşıyorum. Curzon’un dediği gibi kazanan biz oluyoruz ama insanın içi acıyor. Okumuş, eğitim görmüş, ülkeye hizmet etme sırası gelmiş kişiler Türkiye’yi terkediyor. Bu durum çok düşündürücü.” Dr.Yurdakul üzgün ve kırgın seslendi: “Peki, ne yapalım Bay Rudyard? Siz söyleyiniz lütfen, ne yapmalıyız?”                                                                       Dr. Rudyard acı acı gülümsedi: “ Bay Yurdakul, bu soruyu bize sorduğunuz için hep kaybettiniz! Kendinize sormalısınız!..”    Dr. Recep Nuri Yurdakul, hiçbir yanıt veremedi. Koltuğuna yığılıp kalmıştı. Başını öne eğdi ve öylece düşünüp kaldı. Adeta içine gömülmüştü. Düşündü, düşündü ve:  “Haklısınız Bay Rudyard, Dostça uyarınız için teşekkür ediyorum. Şu anda direktörlük görevinden ayrılmış bulunuyorum. En kısa sürede ülkeme döneceğim. Dostça uyarınız için tekrara teşekkür ederim.” Dr. Yurdakul, akşam eve varır varmaz ev halkını topladı ve şöyle seslendi: “Önemli olan yaşamak değildir. Başarmak da değildir. Önemli olan her şeye rağmen onurlu ve vicdanlı kalabilmeyi başarabilmektir. (2) Benim vicdanım rahat değil, Türkiye’mize, güzel ülkemize dönmeliyiz. Sahipsiz olan vatanın batması haktır. Sen sahip çıkarsan bu vatan batmayacaktır. (3) Bir yerlerden başlamalı...”   Gerisi çok uzun bir öykü...Türkiye’de Recep Nuri Yurdakul Sağlık Kuruluşlarının tarihçesini okuyanlar, gözleri yaşararak: “Evet! Bir yerlerden başlamalı!..” diyordu. DİPÇE: 1“...Nazmi Kal, 15 Ekim 1973’te TRT’deki programında İnönü’ye Lozan görüşmeleri günlerini soruyor. İnönü , o tarihi röpotajda şunları anlatıyor:                                                                         “Lozan’da İngiliz delegesi Lord Curzon ve Amerikan delegesi oturuyorduk.Konuşmamızı hiçbir zaman aklımdan çıkarmadım.İngiliz delegesi Lord Curzon Lozan Muahedesinden (Antlaşma) memnun ayrılmıyoruz. Hiçbir dediğimizi yaptıramadık. Harap bir memleket alıyorsunuz. Bunu imar etmeyecek misiniz? Neyle nasıl yapacaksınız? Para bir bunda var ( Amerikan delegesini işaret etti),bir bende var.Geleceksiniz para isteyeceksiniz, diz çökeceksiniz, reddettiklerinizin hepsini cebimden çıkarıp size göstereceğim., dedi. Bunu hiçbir zaman unutmam.                      Ben de kendisine şu cevabı verdim: Bizim burada istediklerimiz, müstakil (bağımsız) medeni bir devlet olarak onun bütün şartlarını sağlamaktır. Bunu temin edelim, sulh olsun. Gelirsem size istediğinizi yaparsınız...”  Saygı Öztürk, İnönü, bu sözleri hiç unutmadı, Sözcü Gazetesi, 25 Temmuz 2021                                                                                                 2- Geoorge Orwel (Eric Arthur Blair, 25 Haziran 1903; Motihari - 21 Ocak 1950; Londra: 20. yüzyıl İngiliz edebiyat önde gelen kalemlerinden, Roman yazarı. Gazeteci ve eleştirmendir.                                                                                                                                                 3- MMehmet Âkif Ersoy (20 Aralık 1873, İstanbul - 27 Aralık   1936 İstanbul) Türk şair, veteriner hekim, öğretmen ve siyasetçidir. Mehmet Âkif Ersoy, Türkiye Cumhuriyeti ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin (KKTC) ulusal marşı olan İstiklâl Marşı'nın yazarıdır.
Ekleme Tarihi: 25 Temmuz 2026 -Cumartesi

Lozan’ı düşünürken

Recep Nuri Yurdakul yıllar önce öğrenim için gittiği İngiltere’de yerleşp kalmış, ünlü bir tıp doktoru olmuştu. Bir hastanede Tıbbi Direktör (Başhekim) olarak görev yapıyordu. Kendisini ziyarete gelen Dr. Rudyard ile ateşli bir söyleşi sürüp giderken kapı çalındı. Gelen yeğeni Havva Kız’dı. Hemen sordu: “Tamam mı?”        

“ Evet Dayı, tamam!.. Şu anda İngiliz vatandaşıyım. Yalnız, Türkiye’ye gitmem birkaç gün uzayacak. Yurtdışına çıkabilmem için İngiliz pasaportunun gelmesini beklemem gerekiyor. Elimdeki yeşil pasaport hükümsüz kaldı.”                                                                                                                                

“Tamam canım kızım, tamam. Vatandaşlık işi hallolmuş ya sen ona bak. Bu çok önemli sorun böylece ortadan kalkmış oldu. Birkaç gün geç gidersiniz Türkiye’ye, olur biter...”                  

Dr. Rudyard söze girdi: “Hanım Kız yeğeniniz oluyor demek. Çok çok tebrikler! Bir körpe beyin daha kazandı ingiltere. Beyin göçü deyip geçmemek gerek. Gel de İsmet İnönü’nün Curzon’a söylediklerini anımsama! Şimdi tam da yeri geldi de: Aziz Dost Yurdakul!.. Altın sizde, zümrüt sizde, gül sizde!.. Eteklerinden yağ akan dağlar, kan damlasa can biten ovalar sizde!.. Dünya’nın en güzel göğü sizde... Ne yazık ki, yıllar geçti, yüz yıl oldu, sonuç yok. İzin verilmiş olsa Türkiye’de yetişkin nüfusun çoğu güzel ülkenizi terketmek istiyor.  Ben de buna şaşıyorum. Curzon’un dediği gibi kazanan biz oluyoruz ama insanın içi acıyor. Okumuş, eğitim görmüş, ülkeye hizmet etme sırası gelmiş kişiler Türkiye’yi terkediyor. Bu durum çok düşündürücü.”

Dr.Yurdakul üzgün ve kırgın seslendi: “Peki, ne yapalım Bay Rudyard? Siz söyleyiniz lütfen, ne yapmalıyız?”                                                                      

Dr. Rudyard acı acı gülümsedi:

“ Bay Yurdakul, bu soruyu bize sorduğunuz için hep kaybettiniz! Kendinize sormalısınız!..”   

Dr. Recep Nuri Yurdakul, hiçbir yanıt veremedi. Koltuğuna yığılıp kalmıştı. Başını öne eğdi ve öylece düşünüp kaldı. Adeta içine gömülmüştü. Düşündü, düşündü ve:  “Haklısınız Bay Rudyard, Dostça uyarınız için teşekkür ediyorum. Şu anda direktörlük görevinden ayrılmış bulunuyorum. En kısa sürede ülkeme döneceğim. Dostça uyarınız için tekrara teşekkür ederim.”

Dr. Yurdakul, akşam eve varır varmaz ev halkını topladı ve şöyle seslendi: “Önemli olan yaşamak değildir. Başarmak da değildir. Önemli olan her şeye rağmen onurlu ve vicdanlı kalabilmeyi başarabilmektir. (2) Benim vicdanım rahat değil, Türkiye’mize, güzel ülkemize dönmeliyiz. Sahipsiz olan vatanın batması haktır. Sen sahip çıkarsan bu vatan batmayacaktır. (3) Bir yerlerden başlamalı...”  

Gerisi çok uzun bir öykü...Türkiye’de Recep Nuri Yurdakul Sağlık Kuruluşlarının tarihçesini okuyanlar,

gözleri yaşararak: “Evet! Bir yerlerden başlamalı!..” diyordu.

DİPÇE:

1“...Nazmi Kal, 15 Ekim 1973’te TRT’deki programında İnönü’ye Lozan görüşmeleri günlerini soruyor. İnönü , o tarihi röpotajda şunları anlatıyor:                                                                         “Lozan’da İngiliz delegesi Lord Curzon ve Amerikan delegesi oturuyorduk.Konuşmamızı hiçbir zaman aklımdan çıkarmadım.İngiliz delegesi Lord Curzon Lozan Muahedesinden (Antlaşma) memnun ayrılmıyoruz. Hiçbir dediğimizi yaptıramadık. Harap bir memleket alıyorsunuz. Bunu imar etmeyecek misiniz? Neyle nasıl yapacaksınız? Para bir bunda var ( Amerikan delegesini işaret etti),bir bende var.Geleceksiniz para isteyeceksiniz, diz çökeceksiniz, reddettiklerinizin hepsini cebimden çıkarıp size göstereceğim., dedi. Bunu hiçbir zaman unutmam.                      Ben de kendisine şu cevabı verdim: Bizim burada istediklerimiz, müstakil (bağımsız) medeni bir devlet olarak onun bütün şartlarını sağlamaktır. Bunu temin edelim, sulh olsun. Gelirsem size istediğinizi yaparsınız...”  Saygı Öztürk, İnönü, bu sözleri hiç unutmadı, Sözcü Gazetesi, 25 Temmuz 2021                                                                                                

2- Geoorge Orwel (Eric Arthur Blair, 25 Haziran 1903; Motihari - 21 Ocak 1950; Londra: 20. yüzyıl İngiliz edebiyat önde gelen kalemlerinden, Roman yazarı. Gazeteci ve eleştirmendir.                                                                                                                                                

3- MMehmet Âkif Ersoy (20 Aralık 1873, İstanbul - 27 Aralık   1936 İstanbul) Türk şair, veteriner hekim, öğretmen ve siyasetçidir. Mehmet Âkif Ersoy, Türkiye Cumhuriyeti ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin (KKTC) ulusal marşı olan İstiklâl Marşı'nın yazarıdır.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve seydisehirgundem.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.