whatsapp

Bir zamanlar Anadolu gerçek masal coğrafyasıydı!

YAŞAM (SG) - Seydişehir Gündem | 24.01.2026 - 00:30, Güncelleme: 24.01.2026 - 00:30
 

Bir zamanlar Anadolu gerçek masal coğrafyasıydı!

Günümüzde yaşayan bir kültür ya da gelenek özünü yitirdikçe yerini simgesi alıyor. O sıcak evler, sıcak insanları destansı hikâyeleri bir bir kayboluyor.
Benim çocukluğumda bu toprakların hafızasında; Çamurlu yollar, gaz lambasıyla aydınlanan evler ve yokluk içinde kurulan sofraların onuru vardı. Yaşamda karşılığını almak için değil; yaptıklarını insanlık için yapanlar, karşılığını ölümden sonra da alırız inancındaydılar. Anadolu’nun unutulmaya yüz tutmuş bu hayatları, bizim kuşaktakilerin hâlâ belleğinde iz bırakmaya devam ediyor. Ata topraklarını atla, öküzle sürülen tarlalarında; alın teriyle ekilip biçilen mahsul, bir ailenin umudu olurdu. Sabahın erken saatlerinde bel kürek elde Çarşamba kanallarının akıntı suyuyla bağ-bahçe sulamaya gidenler vardı. Gün doğmadan başlayan çaba, akşam karanlığında biterdi. Şehir yolu saatler süren öküz arabası yolculuklarıyla aşılırdı. Çobanların gecesinde yağmur tanelerinin hüznü, sabahı olmayan karanlıkta yankılanırdı. Bu, yalnızlığın değil; dayanmanın hikâyesiydi. Yokluk içindeki bir hanede kaynayan tarhana çorbasının kokusu, tahıl ekmeğiyle karışırdı. Fitilli gaz lambasıyla bir metreyi zor aydınlatan sokaklar, paylaşmanın sıcaklığıyla genişlerdi. Kırkyamalı kara şallar, delik deşik çoraplar; soğuğu değil, onuru anlatırdı. Nasır tutan eller, tırmık, tırpan, orak ve çatal arasında büyüyen bir hayatın imzasıydı. O günlerin insanları, bir selamla tebessüm etmeyi bilirdi. İsli demlikte kaynayan çayın etrafında toplanan komşuluk, öfkeyi değil merhameti beslerdi. “Sen sağcı, ben solcu” diye ayrışmanın değil; ekmeği bölüşmenin kıymeti vardı. Şefkatli ikram, suskun bir dayanışma gibi dolaşırdı evden eve. Bugünse geçmişi yok sayan, saygıdan sevgiden uzaklaşan bir gürültü çağındayız. Oysa bu toprakların asıl mirası; harama el uzatmayan lokma, emeğiyle övünen yüz, acı bir kahvenin hatırını kırk yıl gözeten bir vefa duygusu vardı. Birbirine sırt çevirenleri değil; gülücükle karşılayan insanları vardı. Bu yaşam Anadolu’nun gerçekliğiydi. Çamurla yoğrulan yolların, nasır tutan ellerin ve yoklukta bile onurunu koruyan insanların ortak hafızasıydı. Bugünü anlamak için dünü unutmamak; yarını kurmak için o şefkati yeniden hatırlamak gerekiyor.
Günümüzde yaşayan bir kültür ya da gelenek özünü yitirdikçe yerini simgesi alıyor. O sıcak evler, sıcak insanları destansı hikâyeleri bir bir kayboluyor.

Benim çocukluğumda bu toprakların hafızasında; Çamurlu yollar, gaz lambasıyla aydınlanan evler ve yokluk içinde kurulan sofraların onuru vardı. Yaşamda karşılığını almak için değil; yaptıklarını insanlık için yapanlar, karşılığını ölümden sonra da alırız inancındaydılar.

Anadolu’nun unutulmaya yüz tutmuş bu hayatları, bizim kuşaktakilerin hâlâ belleğinde iz bırakmaya devam ediyor. Ata topraklarını atla, öküzle sürülen tarlalarında; alın teriyle ekilip biçilen mahsul, bir ailenin umudu olurdu.

Sabahın erken saatlerinde bel kürek elde Çarşamba kanallarının akıntı suyuyla bağ-bahçe sulamaya gidenler vardı. Gün doğmadan başlayan çaba, akşam karanlığında biterdi. Şehir yolu saatler süren öküz arabası yolculuklarıyla aşılırdı. Çobanların gecesinde yağmur tanelerinin hüznü, sabahı olmayan karanlıkta yankılanırdı. Bu, yalnızlığın değil; dayanmanın hikâyesiydi.

Yokluk içindeki bir hanede kaynayan tarhana çorbasının kokusu, tahıl ekmeğiyle karışırdı. Fitilli gaz lambasıyla bir metreyi zor aydınlatan sokaklar, paylaşmanın sıcaklığıyla genişlerdi. Kırkyamalı kara şallar, delik deşik çoraplar; soğuğu değil, onuru anlatırdı. Nasır tutan eller, tırmık, tırpan, orak ve çatal arasında büyüyen bir hayatın imzasıydı.

O günlerin insanları, bir selamla tebessüm etmeyi bilirdi. İsli demlikte kaynayan çayın etrafında toplanan komşuluk, öfkeyi değil merhameti beslerdi. “Sen sağcı, ben solcu” diye ayrışmanın değil; ekmeği bölüşmenin kıymeti vardı. Şefkatli ikram, suskun bir dayanışma gibi dolaşırdı evden eve.

Bugünse geçmişi yok sayan, saygıdan sevgiden uzaklaşan bir gürültü çağındayız. Oysa bu toprakların asıl mirası; harama el uzatmayan lokma, emeğiyle övünen yüz, acı bir kahvenin hatırını kırk yıl gözeten bir vefa duygusu vardı. Birbirine sırt çevirenleri değil; gülücükle karşılayan insanları vardı.

Bu yaşam Anadolu’nun gerçekliğiydi. Çamurla yoğrulan yolların, nasır tutan ellerin ve yoklukta bile onurunu koruyan insanların ortak hafızasıydı. Bugünü anlamak için dünü unutmamak; yarını kurmak için o şefkati yeniden hatırlamak gerekiyor.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve seydisehirgundem.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.