Neden bu kadar somurtkanız? Türk toplumu son 5-10 yıldır böyle. Ahmak. Niçin anlatayım... Başlangıçta kendi ile ilgilenen bir toplum değil. Ve dahi şimdi şimdi kendiyle aşırı ilgilenen ve siyaset yapıp duran insanlar da var, Arap kültürünün ve Amerikan popülerizminin etkisinde... kafası karışık... Bu, şikardır ama bunların özünde şu yatıyor: bilinci iptal vaziyette.Son yıllarda kullanımı artan antidepresan ve psikiyatristler ile birlikte yürütülen işler pek başarılı gitmiyor maneviyatsız iseniz eğer tabi ne yazık ki öyle. Parantez açıyorum bir psikoloğum da var onlarla daha çok kendimi nasıl iyileştirebileceğim üzerine ve kendimi dinledikten sonra fikir alışverişinde bulunmak üzerine konuşuyorum faydası yok diyemem çünkü her konuda fikrim var ve en önemli özelliğim şu ne düşünüyorsam onu söylüyorum. Hanımlar ve beyler sizin sorununuz ne? Niçin gülmüyorsunuz Pekala insan mutsuz olur. Fakat sizdeki bu aşırı mutsuzluğun ve dahi somurtkanlığın sebebi ne?
Ben size bir şey vaat etmedim. Allah da öyle? Doğru mu? Pekala gerçekliğinize ne oldu? –Kutsal kitaptan çıkın şimdi* başka bir şey anlatıyorum.
Herhalde yok. Habire durmadan mutluluğu arayıp duran ve bulamadığı için kendi kendini yiyip bitiren ve çıldıran bir toplulukta akl-ı selim davrananların hayretle ve esefle kınandığa bizzat şahit oldum ki ben de onlardan birisiyim. Kınıyorsunuz, durmadan.
Ya siz ne biliyorsunuz ki bu kadar mutsuz ve burnunuz havada geziyorsunuz? Mutsuz olmanızı anlıyorum da bu kibir ne? Bu beğenmemek! Dik yürümek ile kibir ayrıdır insan der ki Lâ havle vela kuvvete illa billah* güç de kuvvet de Allâh'tandır. Hani meşrebinize göre istersen maymundan kuvvet iste bana ne fakat aklınız beş karış havada ve birbirinizi suçluyorsunuz! Niye?..Gözleriniz semâda kıymetli olana yani birbirinize hiç ama hiç ehemmiyet vermiyorsununuz! Ve dahi bana da.
Mutluluklarınız bile maddi olandan geliyor ve manevi hiçbir mutluluğunuz yok. Allah'tan habire şikayetçisiniz. Ahmaklık burada başlıyo. farz-ı misal. Ben, Allah Olsam: şimdi aşırı dindârların gücüne gider ama yazacağım! "Bu ne kepazeliktir. Hâşâ sen misin Allah! Falan filan. Ayrıca Hallac- ı Mansûr ü öldüren de o beyinsizlerdi. Nesimi nin derisini yüzenler de ve dahi Allah yoksa diye düşünmekten korkanlar da onlar. İsa'yı çarmıha götüren de onlar... Neyse Allah olsam derim ki; Derim ki her şeyi benden bekliyorsun. Hayatını değiştireyim istiyorsun huzur vereyim. Seviştiğin dakikalar dolu dolu geçsin çocukların mutlu olsun falan filan. Pekala sen ne yapıyorsun? Or'da...Dünya'da... n
Nedir bu telaşın? Her şeyi kaçıracağım korkun? Sürekli geçmişini gözünün önüne getirip hayıflanman. Bu yüzden de geleceğe bakıp esefle geleceği de kınaman hatta ayıplaman. Sana verilen her şeyi reddetmen, verilmeyeni de reddetmen, yüzünü ekşitmen yok onu bile yapmaman, hiçbir şey istemeden öylece yaşaman ve canını sıkman. Benden ne istiyorsun? Yok senden de bir şey istemiyorum diye konuşman ve dahi senin varlığından bile emin değilim diye söylenirken dua edersem eğer belki de hiç olmayan bir şeye dua ediyorumdur diye düşünmen kendi aklını işletip(!)Halbuki kendini şeytana bırakıyorsun. Şeytan var mı ki diyorsun. Akıllısın ya sorguluyorsun. Bundan da vazgeçmen duadan yani. Hiçbir şekilde iletişim kurmaman ve aslında tüm bunların ana nedeni: Korkman..
Niye, bu kadar korkuyorsun, yaşamaktan kendi hayatını yaşamaktan. aklını işletmiyorsun hiç. Bedenli bir ruh olup yaşamıyorsun ruhunu hapsetmişsin ve bedeninle dolaşıyorsun yeryüzünde..
Her şeye bilmiyorum yanıtını vererek bilmekten korktuğunu da görmüyor değilim. Eleştiri almıyorsun. O yüzden de en mükemmel hâin neyse onunla sokağa çıkıyorsun. Halbuki en komik halin gri eşofmanın ve dahil nelerin nelerin... Cinsiyetini de göstermekten imtina ediyorsun. Ne kadına benziyorsun ne erkeğe... dinle... öğren.
... dinlemeyi öğren...ne bu acelen?" Dese...
Ne dersin? "Bu çağın insanı bla bla gibi beylik laflar etmekten imtina ediyorum. çünkü çevremdeki kişiliklere baktığımda, son derece suratsız olduklarına kalıbımı basarım ancak şaklabanlıktan bahsetmiyorum ha bu arada ben de unipolar depresyon var ve ne denli özürlü bir durum anlarsınız. Sizde de mi var yoksa ama gülebiliyorum ve gülümsemem sahte değil. Siz özel mekanlara girdiğinizde gülümseyen varlıklarsınız ki bu da sizin iki yüzlü olduğunuzu gösteriyor. Kötü bir şey. Hakikati gizliyorsunuz. Bugün işyerimde küçücük bir kız ağlayıverdi ve tek bir kimse farketti o kadar bir kadın. Ne sarıldı ona ne de sarmaladı. Israrlarım üzerine tereyağlı simit ve meyvesuyundan para almadım. Toplum bozukmuş bana ne! Gidip sarılabilirim ben. Fakat yoğundu. "Bugün bendensin dedim" Hadi. :) istemedi. Olsun ben ısrarlı davranınca tamam dedi. Ne olmuş yani. Ağladı. Teselli etmeden gönderdim. İlerde bir gün sarılırız. Abiciğim... Toplum bozukmuş sapıkmış yanlış anlaşılırmış hasiktir oradan. Bunlar size ait düşünceler ve düşünceleriniz değişiri umarım.
Neyse, Çünkü arkadaşlar Cem Yılmaz'ın düşüncelerinden yola çıkmadan söylemek istediğim bir şey yok aslında herkes haplanmak istiyor ve Mümkün nertebe düşünüp taşınıp RUH denilen şeyin kökünü kazıyıp kurtulmanın derdindesiniz. Burada herkesin mutsuzluğu görmeye tahammülü yok. Bu açık. Yumuş ayacak ve ağlayacasınız ama kalbinizi mühürletmişsiniz. Mutsuzluğu normalleştiremiyorsunuz. Sizin için bir hastalık gibi bir şey mutsuz insan görmek, duymak ve dahi bilmek bile istemiyorsunuz. Çünkü siz hiç âdemoğlu olmayı istemiyorsunuz duygusuz i*** olmayı ve ketum davranmayı yeğliyorsunuz sizin mutsuzluğunuza zaten tahammül edebilirim ancak ketumluğunuzu ve dahi kibirinizi kaldıramıyorum. Sürekli aşağılamayı ve arsızca konuşmayı seçiyorsunuz. Her yerde mütemadiyen gördüğüm aslında bu. Kızlarımız. –ben,o kadar büyük olmasam da hitaben doğru olan bu– bayat bir ekmek gibi ortalık da geziniyor. Ve ruhu olan duyguları olan hiçbir erkeği beğenmiyor. Alfa beta teta erkekler istiyorlar güya kafaları çalışıyor. Gülünç gidip kendilerini bıçaklayacak potansiyelde adamları sevdiklerini zannediyorlar. Erkeklerimiz ise ifademi mazur görün "Puşt". Çakallığı ve hadsizliğiyle sınır tanımayan mayınlar gibi dolaşıyor. "Hayat izlediğiniz filmlere benzemez" "Her kuşun eti yenmez” “El yumruğu yemeyen kendi yumruğunu balyoz sanır. ”duymamışsınızdır ya ben karınca gibi anlatıyorum size. Aç parantez. İnsan diye anlatacağım varlık nefs taşırmış: bence bu muamma değil nefs ben demektir. Beni reddedemezsiniz. Ve dahi sapıktır. Nefs-i attım. İnsan sapıktır. Sapıkça duygu ve düşünceleri var mıdır yoktur. Burada insana ait olan bir özellik nefs ile ayrıştırılmış ve insan ikiye bölünmüştür. Her kötülüğü nefsin emrine verilmiş diye anlatıp dururlar. Şeytan sunar insan isterse seçer, diyor Shakespeare. Ve dahi nefs de öyle. Nefs varsa ve kabul ettiysen başbaşa kaldığında konuş onla... Bu düşünceyle birçoklarını ikna edebilirim: sapkın olabilir ve s* da olabilirsiniz fakat aynaya baktığınızda gördüğünüz kişi kimseye zararı dokunmayan bir varlık ise bunun kime ne zararı olacak? Allah seni karanlık yüzünle tanıştırmadıysa yazıyı kapat ve başka yazıyı aç. Ben, Sabahattin Ali'yi de okudum çok uçarı p***! Yazmış da yazmış diyor! İnsan içinde kötülük barındırmamalı. Ya kardeşim Mümkün değil. Bu insanlık acılarını bastıran kendiyle yüzleşmediği için; uzak yakın fark etmiyor, her yerdeki insanlık, bastırılmış duygularıyla sokakta ve caddelerde geziyor...

