Tümsek, yok
Her Olanı biteni yaşamak kolay değil; kızlar oğlanlarla çevrili iken etrafım, yazmak bile büyük çile bu çağda. Yine her zamanki gibi hile hurda bitmiyor... Biteviye ve dahi ölümüne Yalnızım kuş konmuyor kanadıma... Bir güvercin girdi dükkana tuttum yakaladım besledim hatta veterineri bile aradım. Dedi “vahşi hayvan” Dedim “ne yer bu? kanadı kırık galiba ve biri yere yakın handiyse” “ Evet, dedim bakacağım ona” Elimden geleni yaptımsa da bakamadım* 1. Gün kolinin içinde ufaladığım poğaça ve çay bardağının altlığına koyduğum suyla tuttum besledim. Allah'a emanet dedim. Veteriner iki üç güne toparlar dedi. Bakmadı bile “vahşi hayvan” dedi. Toparlar... Ya toparlamazsa... Yeterince dramatik anlatırsan her öykü acıklıdır dedi bir kız arkadaş zamanında... İkinci gün evime götürdüm* Kolinin yenisine koydum koltuğumun altına aldım. “Korkma” dedim Korkmuyordu bildim çok okşayınca başını bir de ben de akıllılık edip göğsünü ekledim yüreği gümgüm atıyordu candı o da can taşıyordu. Hep okşadım. İbrahim a.s nasıl alıştırdıysa alıştırdım kendime. Kolinin içinde minibüste evime götürdüm. Annem baktı koliye korktu canlı tüylü bir kuş görünce dedi ki “ aldın mı” “almadım” dedim. “Buna Bakacaz. Üç günü var bu ikinci günü ölürse Allah’tan yaşarsa yine Allah’tan ama dedim çabamı Iskalayamam. “uçuracağım seni dedim Yasin abi’ye... Güvercin deniz haberi vardı. Onun da...
Göktuğ’da yapılacak bir şey varsa dedi... Yoktu. benim himayemdeydi. Evin önünde gezindi biraz çalı, çırpı, ot üstüne koydum toprağın. Gör bak dedim kuş sesi cıvıltıları özlemişsindir kapalı kutu... Oturdum merdivene bana sığındı arkama sırtıma doğru yürüdü. “Bak” dedim ve yaşardı gözüm. Hıçkıra hıçkıra ağlamadımsa da döktüm gözyaşımı. İlahi olana saygımdan mı! Öyle. Koliye geri koydum. Su içirdim elimden. İçti de... Koymadan önce sevdim tekrar tekrar denedim dünki fersiz gözleri bugün iyiydi de umutlu olsam da uçuracağım diye, muallaktaydı durumu kanadı sürünüyordu çünkü. Tek bir yerde sevindim koliden çıkmak için kanat çırptı korktum “dur oğlum dedim” daha iyileşmedin. Belki de... Gece oldu gidip gelip baktım ; söndürdüm salonun ışığını uyusun istedim...
Uyudu. Kafa üstü düşmüştü bedeni ve gagası yarı açıktı gözleri tam kapanmamıştı. Ağladığım saniyeler gözlerimin önündeydi. Öldü. Ertesi gündü. İkinci gündü. Zaten yaralıydı. Yerde arabanın altındaydı bir kedi kapmasın istedim yaşadı ama en fazla bir gün daha. kafa üstü çakılmış gece. baktım ona ölümü ilk gördüğüm anda korkutucu derecede ürperdim ölümü anlayamıyordu insan bunu da anladım. Bir varmış bir yokmuştu bu. Vardı, varlığı yokun arasıydı ruhum ruhunu hissedemiyordu. Demek ki ölüydü artık. Niye böyle dedim bilmiyordum ama mazgalların arasındaydım. Ölüm sanki demir parmaklıklar arkasında bir koğuştu. Bir havluya sardım onu. Evin karşısındaki tarlaya, kenarına bıraktım. Gıyabında cenaze namazı kılmadım. hiç olmayanın arkasından kılarlardı. Onda gördüğüm ruh bir zamanlar yani az evvel ben de olan sıcak anılarıydı. Perşembe Pazarı akşamüstüsü gibi. Kafamın içinde dağınık uçuşan poşetleri
Ve elinde üfüren makineleriyle, dikilip sigara içen Seydişehir'in temizlik personelleri...
Her şey hallacın pamuğu gibi Bu tabiri de hiç anlamam.
Ölü g*** pamuk tıkar gibi. incelikli huşu içinde iyilik yapıyorum ama heyhat nereye kadar?
Ahmed Arif’in dizelerinde tarif ettiği gibi “Dört yanım puşt zulası” Bu da benden olsun:
Gözlerin yemyeşil
Bakıyor uzak uzak
Bakıyor ufuklara...
Anası avradı herkes okuryazar memlekette. Dinleyip duyan müptelası hekimi de askeri de. Akşam haberleri akabinde karısını bıçaklayan adamın kaygısıyla her şeyden bir haber süslenip püslenmiş sokağa çıkan kızlısı oğlanlısı...
Geçip gittim aralarından... Üçüncü gündü...
Akşam haberleri izlemiyorum uzun zamandır ama annem dedi ki:
Oğlum havluya sardığın şeyi bir kedi götürdü gitti...
Bir kediyi de gömmüştüm zamanında. Keşke gömmeseydim demedim. O zamanlar tek bildiğim gömmekti. Sonra tek gömülmesi gerekenin insan olduğunu anlayınca... Bıraktım.
Olacağı oydu dedim. Allah rahmet eylesin.

