whatsapp

Müftüoğlu değirmeninin dili olsaydı

NOSTALJİ (SG) - Seydişehir Gündem | 24.05.2026 - 02:43, Güncelleme: 24.05.2026 - 02:43
 

Müftüoğlu değirmeninin dili olsaydı

Seydişehir’in Yenice köyünde zamana direnen eski bir su değirmeni…
Bugün taşları dönmüyor, oluğundan sular akmıyor belki; ama duvarlarına sinmiş tahıl kokusu hâlâ geçmişin izlerini fısıldıyor. Harabeye dönmüş haliyle bile insanı yıllar öncesine götüren o değirmen, Torosların eteklerinde yaşanan emek dolu hayatların sessiz tanığı gibi duruyor. Değirmen denince insanın aklına önce suyun sesi gelir. Çünkü bir zamanlar Seydişehir’in köylerinde ve mahallelerinde su boldu; dereler çağlar, değirmen taşları gece gündüz dönerdi. Her köyün bir değirmeni, her değirmenin de bir hikâyesi vardı. Çoğu zaman sahibinin adıyla anılır, köylünün ekmeğine umut olurdu. İşte Yenice köyündeki Müftüoğlu Değirmeni de o günlerden kalan en hüzünlü hatıralardan biri… O taş duvarların içinde nice yorgunluklar dinlendi, nice sohbetler edildi. Değirmencinin yaşamı da çoğu zaman orada geçerdi. Bir köşedeki ocaklıkta çorba kaynar, yorgun bedenler aynı yerde uykuya dalardı. Torosların eteğinde pişen her ekmekte, o değirmencinin alın teri vardı. Şimdi dere kurumuş, değirmenin sesi susmuş olabilir. Kapısına kilit vurulmuş, taşları yosun tutmuş olabilir… Ama içine sinmiş un ve tahıl kokusu hâlâ geçmiş zamanın gizemli dünyasını yaşatıyor. İnsan bakarken hem hüzünleniyor hem de çocukluğunun o eski köy günlerini hatırlıyor. Keşke yıkılmadan korunabilseydi… Keşke bir kültür mirası olarak yaşatılsaydı… Keşke onu hatırlayanlar, bir gün yeniden aynı yerde geçmişe dokunabilseydi… Çünkü bazı yapılar sadece taş değildir; bir toplumun hafızasıdır.
Seydişehir’in Yenice köyünde zamana direnen eski bir su değirmeni…

Bugün taşları dönmüyor, oluğundan sular akmıyor belki; ama duvarlarına sinmiş tahıl kokusu hâlâ geçmişin izlerini fısıldıyor. Harabeye dönmüş haliyle bile insanı yıllar öncesine götüren o değirmen, Torosların eteklerinde yaşanan emek dolu hayatların sessiz tanığı gibi duruyor.

Değirmen denince insanın aklına önce suyun sesi gelir. Çünkü bir zamanlar Seydişehir’in köylerinde ve mahallelerinde su boldu; dereler çağlar, değirmen taşları gece gündüz dönerdi. Her köyün bir değirmeni, her değirmenin de bir hikâyesi vardı. Çoğu zaman sahibinin adıyla anılır, köylünün ekmeğine umut olurdu. İşte Yenice köyündeki Müftüoğlu Değirmeni de o günlerden kalan en hüzünlü hatıralardan biri…

O taş duvarların içinde nice yorgunluklar dinlendi, nice sohbetler edildi. Değirmencinin yaşamı da çoğu zaman orada geçerdi. Bir köşedeki ocaklıkta çorba kaynar, yorgun bedenler aynı yerde uykuya dalardı. Torosların eteğinde pişen her ekmekte, o değirmencinin alın teri vardı.

Şimdi dere kurumuş, değirmenin sesi susmuş olabilir. Kapısına kilit vurulmuş, taşları yosun tutmuş olabilir… Ama içine sinmiş un ve tahıl kokusu hâlâ geçmiş zamanın gizemli dünyasını yaşatıyor. İnsan bakarken hem hüzünleniyor hem de çocukluğunun o eski köy günlerini hatırlıyor.

Keşke yıkılmadan korunabilseydi…
Keşke bir kültür mirası olarak yaşatılsaydı…
Keşke onu hatırlayanlar, bir gün yeniden aynı yerde geçmişe dokunabilseydi…

Çünkü bazı yapılar sadece taş değildir; bir toplumun hafızasıdır.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve seydisehirgundem.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.