Maduro ve kaçırılan devlet başkanları
Maduro ve kaçırılan devlet başkanları
Venezuela’da yaşananlar, egemenlik, savaş ve uluslararası hukukun sınırlarının yeniden tartışmaya açıldığı bir dönüm noktasına işaret ediyor.
Bir devlet başkanının başka bir ülkenin liderini hedef alması, öldürmesi veya kaçırması uluslararası ilişkilerde yaşanabilecek en uç olaylardan biri. İlk Çağ ve Orta Çağ'daki kral savaşlarında çok sayıda örneği görülebilecek bu olayın modern dünyadaki emsalleri ise yok denecek kadar az. Zira BM sözleşmelerine doğrudan aykırı olan bu eylem, hala barıştalarsa iki ülke arasında savaş sebebi sayılabilecek, uç seviyede bir egemenlik ihlali.
2026'nın henüz ilk haftasında Amerika Birleşik Devletleri, düzenlediği bir gece yarısı operasyonuyla Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşini kaçırarak yargılamak üzere New York'a götürdü.

1) Jean-Bertrand Aristide - Haiti (2004)
Jean Bertrand Aristide, 29 Şubat 2004’te Haiti’de patlak veren silahlı ayaklanma ve güvenlik krizinin ortasında görevden fiilen uzaklaştırıldı. Aristide, ABD askerlerinin başkent Port-au-Prince’teki başkanlık sarayına gelerek kendisini ve eşini silah zoruyla bir uçağa bindirdiğini, ülkeyi terk etmeye zorlandığını açıkladı. Uçakla önce Orta Afrika Cumhuriyeti’ne, ardından Güney Afrika’ya götürülen Aristide, yaşananları “kaçırılma” olarak nitelendirdi.
2) Manuel Noriega - Panama (1989)
Manuel Noriega, Aralık 1989’da ABD’nin Panama’yı işgal etmesiyle (Operation Just Cause) iktidardan fiilen düşürüldü. ABD, Noriega’yı uyuşturucu kaçakçılığı ve kara para aklama suçlamalarıyla ararken, Panama’daki askerî operasyon sırasında Noriega Vatikan’ın Panama’daki büyükelçiliğine sığındı. Günler süren kuşatma ve yoğun psikolojik baskının ardından teslim oldu.
Teslimiyetin hemen ardından Noriega, Panama makamlarına bırakılmadan ABD tarafından ülke dışına çıkarıldı ve Florida’ya götürüldü. Burada sivil bir mahkemede yargılandı ve uzun süreli hapis cezasına çarptırıldı. Washington, Noriega’yı “meşru devlet başkanı değil, suçlu bir diktatör” olarak tanımlayarak süreci savundu.
3) Saddam Hüseyin - Irak (2003)
Saddam Hüseyin, 2003’te ABD öncülüğündeki Irak işgalinin ardından devrildi ve aynı yılın Aralık ayında Tikrit yakınlarında bir sığınakta yakalandı. Operasyon, tamamen ABD güçlerinin kontrolünde yürütüldü; Saddam, yakalanmasının ardından Iraklı yetkililerden ziyade fiilen işgal güçlerinin gözetimine alındı.
Saddam Hüseyin, daha sonra Irak’ta kurulan özel bir mahkemede yargılandı ve 2006 yılında idam edildi. Süreç teknik olarak bir “kaçırma” olarak tanımlanmasa da, bir devlet başkanının yabancı bir askeri güç tarafından zorla ele geçirilmesi ve kaderinin işgalci devletin belirleyici etkisi altında şekillenmesi nedeniyle uluslararası hukuk tartışmalarında sıkça anılan bir örnek oldu.
4) Slobadan Milosevic - Yugoslavya / Sırbistan (2001)
24 Eylül 2000'de Yugoslavya'da yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yenilgiyi kabul etmeyen Milosevic, Buldozer Devrimi adı verilen kitlesel gösterilerin ardından 5 Ekim'de devrildi ve 2001 yılının Mart ayında Sırbistan’da tutuklandı.
Eski Yugoslavya Devlet Başkanı olan Milošević, savaş suçları ve insanlığa karşı suçlamalarla Lahey’deki Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından yargılanmak üzere aranıyordu.
Haziran 2001’de Belgrad yönetimi, yoğun Batı baskısı ve ekonomik yaptırım tehdidi altında Milošević’i ülke dışına çıkararak Lahey’e teslim etti. Teslim kararı, Sırbistan anayasasına aykırı olduğu gerekçesiyle ülke içinde ciddi tartışmalara yol açtı.
Fiziksel anlamda bir “kaçırma” söz konusu olmasa da Milošević dosyası, dış baskı yoluyla bir devlet başkanının yabancı bir yargı merciine zorla teslim edilmesi açısından emsal kabul ediliyor.

Nicolas Maduro kimdir?
Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro, ABD Başkanı Donald Trump’ın hafta sonu yaptığı “ABD güçleri tarafından yakalandı” açıklamasıyla bir kez daha küresel gündemin merkezine yerleşti. Washington’un uzun süredir uyuşturucu ticareti, yolsuzluk ve organize suç bağlantılarıyla suçladığı Maduro, aylardır artan diplomatik ve hukuki baskıların odağında bulunuyordu.
Otobüs şoförlüğünden iktidarın merkezine
23 Kasım 1962’de, sendikacı bir babanın oğlu olarak işçi sınıfı bir ailede dünyaya gelen Maduro’nun siyasete girişi, Venezuela solunun simge ismi Hugo Chávez’le kesişti. 1992’de Chávez’in öncülük ettiği başarısız darbe girişimi sırasında otobüs şoförlüğü yapan Maduro, darbe sonrası hapsedilen Chávez’in serbest bırakılması için yürütülen kampanyalarda aktif rol aldı.
Chávez’in 1998’de devlet başkanı seçilmesinin ardından milletvekili olan Maduro, Ulusal Meclis başkanlığı ve dışişleri bakanlığı görevlerini üstlendi. Petrol gelirleriyle finanse edilen yardım programları aracılığıyla Latin Amerika, Afrika ve Asya’da diplomatik temaslar kurarak Chávez yönetiminin uluslararası yüzlerinden biri haline geldi.
Birinci dönem: Dar zafer, güç mücadelesi
5 Mart 2013’te Hugo Chávez’in kanser komplikasyonları nedeniyle hayatını kaybetmesinin ardından, anayasa gereği başkan yardımcısı olan Maduro geçici olarak devlet başkanlığı görevini devraldı. 14 Nisan 2013’te yapılan erken seçimleri yüzde 50,6 oyla kazanan Maduro, çok küçük bir farkla Venezuela’nın yeni devlet başkanı oldu.
Ancak Maduro’nun ilk dönemi, siyasi denge açısından kritik bir kırılmaya sahne oldu. 6 Aralık 2015’te yapılan parlamento seçimlerinde muhalefet, Ulusal Meclis’te büyük çoğunluğu elde etti. Demokratik Hareket öncülüğündeki merkez ve sağ partilerden oluşan Demokratik Birlik Masası (MUD), yüzde 56,2 oyla 112 sandalye kazanırken, iktidardaki Venezuela Birleşik Sosyalist Partisi yüzde 40,9 oyla 55 sandalyede kaldı.
Bu sonuç, Maduro yönetimi için ciddi bir siyasi meydan okuma anlamına geliyordu. Ancak Venezuela Anayasa Mahkemesi’nin, seçilen üç milletvekilinin üyeliğini düşürmesiyle muhalefetin üçte iki “süper çoğunluk” elde etmesi engellendi. Bu karar, yasama ile yürütme arasındaki gerilimi kalıcı bir krize dönüştürdü.
İkinci dönem: Tartışmalı seçim, uluslararası ayrışma
20 Mayıs 2018’de yapılan başkanlık seçimlerinde Maduro, yüzde 67,8 oyla ilk turda yeniden seçildi. Ancak seçime katılım oranı yüzde 46 ile Venezuela tarihinin en düşük seviyelerinden biri olarak kayda geçti.
Foro Penal Venezuela, Súmate, Voto Joven ve Venezuela Seçim Gözlemevi gibi birçok sivil toplum kuruluşu, muhalefetin seçim sürecine katılımının engellendiğini ve temel seçim standartlarının ihlal edildiğini savundu. Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği, Amerikan Devletleri Örgütü, Lima Grubu, Avustralya ve ABD seçim sonuçlarını tanımadıklarını açıkladı. Buna karşılık Rusya, Çin, Türkiye, Küba, İran, Kuzey Kore ve Suriye gibi ülkeler Maduro’nun zaferini meşru kabul etti.


Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.


