whatsapp
İZ BIRAKANLAR (SG) - Seydişehir Gündem | Haber Girişi: 03.06.2022 - 20:59, Güncelleme: 03.06.2022 - 21:01

Bir yabancının gözünden

 

Bir yabancının gözünden

Başlangıçta işgalcilere karşı açılan Kurtuluş Savaşı, daha sonra bir iç savaş hatta bir kutsal savaş şeklini alıyordu. Padişah, milliyetçilere karşı düşmanlığını açıkça ortaya koymuştu. Şeyhülislam ise verdiği fetvada;
Araştırmacı tarihçi yazar; Mehmet Kiraz Padişah'a karşı ayaklanan asiler diye nitelendiriyor ve bunları öldürmek vaciptir, diyordu Kuvayı Milliyetçiler için. Bu fetva yurdun birçok yerine dağılmış, bazı yerlere işgalcilerin uçaklarıyla havadan atılmıştı. Damat Ferit de milliyetçilere, milletin sahte temsilcileri diyordu. Anadolu’ya Padişah adına din adamları gönderilerek, milliyetçilere karşı kışkırtmak istiyorlardı. Kuvayı Milliye askerleri, başlarındaki subaylara karşı ayaklanmaya ve kaçıp köylerine dönmeye zorlanıyordu. İstanbul’dan toplanan işsiz güçsüz ayak takımından bir Hilafet ordusu kurarak İzmit 'teki karargâha yolladılar. Kısa zamanda o bölgeyi kontrol altına alacak hale geldi bu ordu ve ona bağlı olan çeteler. Mustafa Kemal, böyle bir savaşla ve ordusuna düzen vermek sorunuyla karşılaşınca, ilk yapılacak iş olarak, bir millet meclisi toplamaya karar verdi. Direniş için gerekli olan halk desteği ancak bu yoldan gerçekleştirilebilirdi. Yunus Nadi ile konuşurken, "Zamanımızda her şeyin meşru ve kanuna uygun olması gerekir" , demişti. Ayrıca,  "Girişilecek her hareketin halkın kararına dayanması ve halkın isteğini belirtmesi şarttır." demişti. Bundan dolayı, askeri hareketlerin kanuna uygun seçilecek bir meclisin onayından geçmesi gerekiyordu. Mustafa Kemal Meclisi kurarken, İstanbul 'un İslamcı bildirilerine aynı şekilde karşılık verdi. Ankara daki din adamlarına, bir fetva yayınlattı. Bu fetva da; Düşman baskısı altında verilen bir fetvanın hükümsüz olduğunu söyleyerek, Müslümanları, halifelerini esirlikten kurtarmaya çağırıyordu. Sonradan hainlikle damgalanacak olan halifenin, şimdilik, sanki düşman elinde tutukluymuş gibi gösterilmesi gerekliydi. Mustafa Kemal, taraftarlarına ve yeni seçilen mebuslara güven vermek, cesaretlendirmek için, halifeninkinden daha çok dualarla dolu bir bildiri yayınladı. Meclis 'in açılışının Cuma' ya rastlayacağını, önce Hacı Bayram Camii 'nde topluca namaz kılınıp dua edileceğini söyledi. Milliyetçi hareketin kutsallığı konusunda vaazlar verilecek, arkadan Meclis' in açılışı törenle kutlanacak ve mevlit okunacaktı. İlk Büyük Millet Meclisi, 23 Nisan 1920 günü, bu dini törenlerle kapılarını açtı. İngilizlerin İstanbul 'u işgalinden beş hafta sonraydı. Mustafa Kemal' in askerleri, Padişah 'ın çetecilerinin girişebilecekleri bir saldırıya karşı, yakındaki tepelerde mevzilenmişlerdi. Ankara ve çevresinden gelen halk, sırtlarında en iyi kıyafetleriyle daha sabahın erken saatlerinde sokakları doldurmuştu. Öğleyin, Hacı Bayram Camii' nin içi öylesine dolmuştu ki, mebuslar bile zor girebildiler. Mustafa Kemal 'le yanındakiler, halkın itiş kakışları arasında, meclise doğru yürüdüler. Meclis, eskiden İttihat Terakki binası olan, Şark havasını yansıtan oturaklı bir yapıydı. Ellerinde yeşil sancak taşıyan üç imam, heyetin başında gidiyorlardı. Binanın üstünde kırmızı beyaz Türk bayrağı dalgalanıyordu. Bir çift koç kurban edildikten sonra, Mustafa Kemal ilerledi ve meclis salonunun kapısındaki kurdeleyi kesti. Yüz elli kadar mebus, çift sıra halinde, saltanatı, hilafeti milleti ve ülkeyi koruyacaklarına yemin etmek üzere içeri girdiler. Herkes yerini aldıktan sonra üç yüz altmış dokuz kişi oldukları görüldü. Meclis, dikdörtgen biçimde, uzun, balkonlu bir salonda toplanmıştı. Mebuslar, cilalı okul sıralarına oturmuşlar, başkan ve kâtipler için de uydurma bir kürsü kurulmuştu. Elektrik olmadığı için mebuslar, bir kahveden ödünç alınan gaz lambasının ışığında görüşmelere başladılar. Türkiye Büyük Millet Meclisi adını alacak olan bu kurul, Mustafa Kemal 'le yakın arkadaşları arasında günler ve geceler süren yorucu tartışmalar sonucunda doğmuştu. Mustafa Kemal, çalışma yerini arkadaşlarından birkaçıyla birlikte şehre altı kilometre uzaklıktaki Ziraat Mektebi' ne taşımıştı. Burası İttihatçıların yaptırmış olduğu sağlam, kullanışlı bir yapıydı. Yeni Anadolu Ajansı 'nı kurmakla uğraşan Halide Edip' le kocası Doktor Adnan bey ve Yunus Nadi de orada kalıyorlardı. İsmet Bey de onlardan biraz sonra, bazı mebuslar ve başka kişilerle birlikte Ankara 'ya gelmişti. Asker elbisesi içerisinde kim olduğu belli olmadan, kalabalığın arasında bir kenarda sessizce sigarasını içerken, Mustafa Kemal onu görmüş ve sıcak ve candan bir şekilde kucaklamıştı. Karargâhta Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları, Türkiye' nin, tarihinin bir dönüm noktasına geldiğini biliyorlardı. Hakikat, Osmanlı saltanatının ve hilafetin yıkılmış ve yok olmuş olduğunu düşünerek, yeni temellere dayanan, yeni bir devlet kurmaktan ibaretti. Yemekten sonra karargâhta ciddi akşam çalışmaları başlardı. Bazen sabahın beşine kadar karşılaştıkları sorunlar üzerinde konuşup çalışırlardı. Sorunların en önemlisi, ilerideki hükümete ne şekil verileceğiydi. Türkiye O'nun koruyucu varlığı altında yeni baştan kurulacaktı. Mustafa Kemal, yasal biçim ve görünüşlere bağlı kalmaya dikkat ediyorsa da, aslında hiç de siyasi süreklilik yanlısı değildi. Anadolu 'nun, İstanbul' un bütün gelenekleriyle bağlarını koparması şarttı. Ona yeni bir ruh, yeni bir hükümet şekli gerekiyordu. Mustafa Kemal 'in yaratmak istediği şey, iktidarın gerek yasama gerekse yürütme yetkisinin bölünemeyeceği ve kayıtsız şartsız milletin elinde olduğu ilkesine dayanıyordu. Yeni sistemi en iyi anlatan ifade olarak  "Hâkimiyet Milletindir" benimsendi. Millet, hükümet üyelerini kendi seçecek, egemenlik ona ait olacaktı. Mustafa Kemal 'in ikinci düşüncesi ise, Meclis denetimini elde tutmaktı. Meclis başkanı olarak seçildi. Aslında Büyük Millet Meclisi, bir bakıma gelecekteki Cumhuriyet' in temelini attı. Meclisin içinden seçilen bir komisyon yeni anayasayı hazırlamakla görevlendirildi. Bu iş dokuz ayda bitirilebildi. Sistemin içindeki çelişkiler bazen sert tartışmalara neden olmuştu. Hâkimiyet, bir yandan milletin, dolayısıyla Meclis 'in, öte yandan da Meclis' ce kaldırılması değil, kurtarılması garanti edilen hanedanın elinde bulunuyordu. Ama en sonunda Mustafa Kemal, milletin kayıtsız şartsız hâkimiyetini kabul eden, yani padişahlığın devamıyla bağdaşmayan bir tasarıyı Meclis 'ten geçirdi. Bu günlerde İstanbul' da padişah adına kurulan özel bir mahkeme, aralarında Mustafa Kemal, İsmet Bey, Ali Fuat Paşa, Doktor Adnan ve Halide Edip 'in de bulunduğu milliyetçi şeflerden yedisini ölüme mahkûm etti. Birkaç gün sonra, Millet Meclisi misilleme olarak, İstanbul' daki mahkeme üyeleriyle Damat Ferit 'i ölüm cezasına çarptırdı. Bu hüküm Ankara' daki din adamlarının fetvalarıyla onaylanarak Anadolu 'ya dağıtıldı. Böylece Ankara Hükümeti, padişahın bir yumruğuna başka bir yumrukla karşılık vermişti. Büyük Millet Meclisi, bundan sonra, bölünmüş bir ülkeyi yönetmek çabasına girişti. Bir yandan da sayıları günden güne artan iç ve dış düşmanlarla savaşması gerekiyordu. Not: Yukarıdaki bazı ifadeler Lord Kinross 'a ait olup, aynen alınmıştır. Kaynak: Lord Kinross, Atatürk, Bir Milletin Yeniden Doğuşu, İstanbul 2021 (35.basım), syf 260 - 268
Başlangıçta işgalcilere karşı açılan Kurtuluş Savaşı, daha sonra bir iç savaş hatta bir kutsal savaş şeklini alıyordu. Padişah, milliyetçilere karşı düşmanlığını açıkça ortaya koymuştu. Şeyhülislam ise verdiği fetvada;

Araştırmacı tarihçi yazar; Mehmet Kiraz

Padişah'a karşı ayaklanan asiler diye nitelendiriyor ve bunları öldürmek vaciptir, diyordu Kuvayı Milliyetçiler için. Bu fetva yurdun birçok yerine dağılmış, bazı yerlere işgalcilerin uçaklarıyla havadan atılmıştı. Damat Ferit de milliyetçilere, milletin sahte temsilcileri diyordu.

Anadolu’ya Padişah adına din adamları gönderilerek, milliyetçilere karşı kışkırtmak istiyorlardı. Kuvayı Milliye askerleri, başlarındaki subaylara karşı ayaklanmaya ve kaçıp köylerine dönmeye zorlanıyordu. İstanbul’dan toplanan işsiz güçsüz ayak takımından bir Hilafet ordusu kurarak İzmit 'teki karargâha yolladılar. Kısa zamanda o bölgeyi kontrol altına alacak hale geldi bu ordu ve ona bağlı olan çeteler.

Mustafa Kemal, böyle bir savaşla ve ordusuna düzen vermek sorunuyla karşılaşınca, ilk yapılacak iş olarak, bir millet meclisi toplamaya karar verdi. Direniş için gerekli olan halk desteği ancak bu yoldan gerçekleştirilebilirdi. Yunus Nadi ile konuşurken, "Zamanımızda her şeyin meşru ve kanuna uygun olması gerekir" , demişti. Ayrıca,  "Girişilecek her hareketin halkın kararına dayanması ve halkın isteğini belirtmesi şarttır." demişti. Bundan dolayı, askeri hareketlerin kanuna uygun seçilecek bir meclisin onayından geçmesi gerekiyordu.

Mustafa Kemal Meclisi kurarken, İstanbul 'un İslamcı bildirilerine aynı şekilde karşılık verdi. Ankara daki din adamlarına, bir fetva yayınlattı. Bu fetva da; Düşman baskısı altında verilen bir fetvanın hükümsüz olduğunu söyleyerek, Müslümanları, halifelerini esirlikten kurtarmaya çağırıyordu. Sonradan hainlikle damgalanacak olan halifenin, şimdilik, sanki düşman elinde tutukluymuş gibi gösterilmesi gerekliydi.

Mustafa Kemal, taraftarlarına ve yeni seçilen mebuslara güven vermek, cesaretlendirmek için, halifeninkinden daha çok dualarla dolu bir bildiri yayınladı. Meclis 'in açılışının Cuma' ya rastlayacağını, önce Hacı Bayram Camii 'nde topluca namaz kılınıp dua edileceğini söyledi. Milliyetçi hareketin kutsallığı konusunda vaazlar verilecek, arkadan Meclis' in açılışı törenle kutlanacak ve mevlit okunacaktı.

İlk Büyük Millet Meclisi, 23 Nisan 1920 günü, bu dini törenlerle kapılarını açtı. İngilizlerin İstanbul 'u işgalinden beş hafta sonraydı. Mustafa Kemal' in askerleri, Padişah 'ın çetecilerinin girişebilecekleri bir saldırıya karşı, yakındaki tepelerde mevzilenmişlerdi. Ankara ve çevresinden gelen halk, sırtlarında en iyi kıyafetleriyle daha sabahın erken saatlerinde sokakları doldurmuştu. Öğleyin, Hacı Bayram Camii' nin içi öylesine dolmuştu ki, mebuslar bile zor girebildiler.

Mustafa Kemal 'le yanındakiler, halkın itiş kakışları arasında, meclise doğru yürüdüler. Meclis, eskiden İttihat Terakki binası olan, Şark havasını yansıtan oturaklı bir yapıydı. Ellerinde yeşil sancak taşıyan üç imam, heyetin başında gidiyorlardı. Binanın üstünde kırmızı beyaz Türk bayrağı dalgalanıyordu. Bir çift koç kurban edildikten sonra, Mustafa Kemal ilerledi ve meclis salonunun kapısındaki kurdeleyi kesti. Yüz elli kadar mebus, çift sıra halinde, saltanatı, hilafeti milleti ve ülkeyi koruyacaklarına yemin etmek üzere içeri girdiler. Herkes yerini aldıktan sonra üç yüz altmış dokuz kişi oldukları görüldü.

Meclis, dikdörtgen biçimde, uzun, balkonlu bir salonda toplanmıştı. Mebuslar, cilalı okul sıralarına oturmuşlar, başkan ve kâtipler için de uydurma bir kürsü kurulmuştu. Elektrik olmadığı için mebuslar, bir kahveden ödünç alınan gaz lambasının ışığında görüşmelere başladılar.

Türkiye Büyük Millet Meclisi adını alacak olan bu kurul, Mustafa Kemal 'le yakın arkadaşları arasında günler ve geceler süren yorucu tartışmalar sonucunda doğmuştu. Mustafa Kemal, çalışma yerini arkadaşlarından birkaçıyla birlikte şehre altı kilometre uzaklıktaki Ziraat Mektebi' ne taşımıştı. Burası İttihatçıların yaptırmış olduğu sağlam, kullanışlı bir yapıydı. Yeni Anadolu Ajansı 'nı kurmakla uğraşan Halide Edip' le kocası Doktor Adnan bey ve Yunus Nadi de orada kalıyorlardı. İsmet Bey de onlardan biraz sonra, bazı mebuslar ve başka kişilerle birlikte Ankara 'ya gelmişti. Asker elbisesi içerisinde kim olduğu belli olmadan, kalabalığın arasında bir kenarda sessizce sigarasını içerken, Mustafa Kemal onu görmüş ve sıcak ve candan bir şekilde kucaklamıştı.

Karargâhta Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları, Türkiye' nin, tarihinin bir dönüm noktasına geldiğini biliyorlardı. Hakikat, Osmanlı saltanatının ve hilafetin yıkılmış ve yok olmuş olduğunu düşünerek, yeni temellere dayanan, yeni bir devlet kurmaktan ibaretti.

Yemekten sonra karargâhta ciddi akşam çalışmaları başlardı. Bazen sabahın beşine kadar karşılaştıkları sorunlar üzerinde konuşup çalışırlardı. Sorunların en önemlisi, ilerideki hükümete ne şekil verileceğiydi.

Türkiye O'nun koruyucu varlığı altında yeni baştan kurulacaktı.

Mustafa Kemal, yasal biçim ve görünüşlere bağlı kalmaya dikkat ediyorsa da, aslında hiç de siyasi süreklilik yanlısı değildi. Anadolu 'nun, İstanbul' un bütün gelenekleriyle bağlarını koparması şarttı. Ona yeni bir ruh, yeni bir hükümet şekli gerekiyordu. Mustafa Kemal 'in yaratmak istediği şey, iktidarın gerek yasama gerekse yürütme yetkisinin bölünemeyeceği ve kayıtsız şartsız milletin elinde olduğu ilkesine dayanıyordu.

Yeni sistemi en iyi anlatan ifade olarak  "Hâkimiyet Milletindir" benimsendi. Millet, hükümet üyelerini kendi seçecek, egemenlik ona ait olacaktı. Mustafa Kemal 'in ikinci düşüncesi ise, Meclis denetimini elde tutmaktı. Meclis başkanı olarak seçildi.

Aslında Büyük Millet Meclisi, bir bakıma gelecekteki Cumhuriyet' in temelini attı. Meclisin içinden seçilen bir komisyon yeni anayasayı hazırlamakla görevlendirildi. Bu iş dokuz ayda bitirilebildi. Sistemin içindeki çelişkiler bazen sert tartışmalara neden olmuştu. Hâkimiyet, bir yandan milletin, dolayısıyla Meclis 'in, öte yandan da Meclis' ce kaldırılması değil, kurtarılması garanti edilen hanedanın elinde bulunuyordu. Ama en sonunda Mustafa Kemal, milletin kayıtsız şartsız hâkimiyetini kabul eden, yani padişahlığın devamıyla bağdaşmayan bir tasarıyı Meclis 'ten geçirdi.

Bu günlerde İstanbul' da padişah adına kurulan özel bir mahkeme, aralarında Mustafa Kemal, İsmet Bey, Ali Fuat Paşa, Doktor Adnan ve Halide Edip 'in de bulunduğu milliyetçi şeflerden yedisini ölüme mahkûm etti. Birkaç gün sonra, Millet Meclisi misilleme olarak, İstanbul' daki mahkeme üyeleriyle Damat Ferit 'i ölüm cezasına çarptırdı. Bu hüküm Ankara' daki din adamlarının fetvalarıyla onaylanarak Anadolu 'ya dağıtıldı. Böylece Ankara Hükümeti, padişahın bir yumruğuna başka bir yumrukla karşılık vermişti.

Büyük Millet Meclisi, bundan sonra, bölünmüş bir ülkeyi yönetmek çabasına girişti. Bir yandan da sayıları günden güne artan iç ve dış düşmanlarla savaşması gerekiyordu.

Not: Yukarıdaki bazı ifadeler Lord Kinross 'a ait olup, aynen alınmıştır.

Kaynak:

Lord Kinross, Atatürk, Bir Milletin Yeniden Doğuşu, İstanbul 2021 (35.basım), syf 260 - 268

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve seydisehirgundem.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.