whatsapp
Mehmet Kiraz
Köşe Yazarı
Mehmet Kiraz
 

Uzaktan eğitim deyip geçme

“Bir grup profesör konferans için yurt dışına davet edilir. Gidecekleri ülke için Esenboğa hava alanından uçağa binerler. Uçakta Kapılar kapandığında ve uçak kalkmak üzereyken, uçakla acil sireni çalmaya başlar, tüm profesörler korkudan kapıya yönelir. Uçağın stajyer öğrencileri tarafından şaka yapıldığı bilgisini alırlar. Homurtularla yolcular yerlerine dönerken bir profesör hiç istifini bozmamış olduğunu görürler. Hostes gelip profesöre  “hocam siz neden koşmadınız?'' Bizim istifini bozmayan Prof.  “Onlar bizim öğrencilerimiz.” Yine hostes sormaya başlar “Onların iyi çalıştırdığınızda ve eğittiğinizden emin misiniz?” Bizim Prof. Sakince cevaplar: “Uzaktan eğittik; bunların aldığı eğitimle bu uçağın uçmayacağına eminim.” Sevgili Seydişehirli hemşerilerim size kıssadan hisse niteliğinde bir fıkrayla eğitim ve öğretimin ne kadar hayati bir önem taşıdığını vurgulamak istedim. Yüz yıllık cumhuriyet tarihimizde öğretimde 3. Yıkım dönemini yaşıyoruz. Cumhuriyet kurulduğunda okur-yazar oranının yüzde 13 olduğu bir ülkede Gazi paşanın ilk sözü ''gerçek kurtuluş savaşı yeni başlıyor. Bu savaş cahilliğe ve gericiliğe karşı aydınlanma savaşıdır.'' sözü eğitim ve öğretimin Cumhuriyetin kurucu unsurları tarafından en büyük sorun olduğunu, Anti-emperyalist savaşın salt silahla değil eğitim, öğretimde yeni devrimci bir duruşla millet temelleri atılmıştır. Türk tarih kurumu, Dil tarih ve coğrafya fakültesi, Ankara üniversitesi ve Cumhuriyetin mihenk taşı köy Enstitüleri Cumhuriyetin çocukluk döneminde hayata geçirilmiştir. 1945 sonrası ve 10 yıllık demokrat parti döneminde Türkiye’deki üst aklın Amerikan emperyalizmiyle flört döneminde eğitim ve öğretimde yap-boz döneminin temelleri atılmıştır.  12 Eylül 1980 askeri faşist darbesine kadar eğitim-öğretimde dönemsel ayarlar yapılsa da, sermaye ve Amerikan Emperyalizminin uşağı Evren ile 2. Evreye geçilmiş binlerce öğretmen, öğrenci aydın, akademisyen tutuklanmış, hapse atılmış yâda okullarından uzaklaştırılarak bugünlerin temelleri atılmış, Türkiye’de dinci, ırkçı, mezhepçi, tek tipçi eğitimin temelleri atılmış, bunu da cumhuriyeti koruma adına Kemalist bir algıyla yaptıklarını topluma empoze etmeye kalkmışlardır. Miladını ve görevini tamamlayan cuntacılar görevlerini Amerikancı, piyasacı, muhafazakârlıktan beslenen Turgut Özal ile zihniyet algılarını devam ettirmişlerdir. ANAVATAN Parti’sinin eliyle boşalan eğitim kadrolarını muhafazakâr, tarikatçı, cemaatçi kadrolarla doldurmuş.  Milli eğitim bakanlığı hep tarikat üyelerinden seçilmiştir. Bu dönemde eğitim, sağlık gibi temel insan hakkı olan kavramlar sermayeye açılmış, tarikat, cemaatler hızla özel okullar ve hastaneler açmaya başlamış, tüm parasız yatılı okulları, yatılı meslek, öğretmen okulları tek tek kapatılmıştır. 2000'li yıllara kadar sermaye-ordu arasındaki paylaşım rant savaşıyla mağdur olan kesimler hep emekçiler, işçiler, köylüler, inançlı kesimler olmuş, siyaseti ve hayatı doğru okuyamayan sistemden beslenen burjuvazi çıkarı gereği bazen ordudan, bazen muhafazakar cenahtan yana tavır almış ama tek derdi sistemin devamından yana olmuştur. 2000'li yıllarda iyice tıkanan sistem ve sermaye yeniye ait hiç bir emaresi olmayan refah partisi, anavatan partisi, doğru yol partisinde siyaset yapan kadroları Erdoğan liderliğinde parlatıp iktidara taşımış bir taşla birçok kuş vurmuş, kendi adına nefes almıştır. AKP bu süreçte farklı bir vizyon, farklı bir siyaset sloganlarıyla iktidara gelmiştir.  Bunlar bireysel, dinsel, siyasal özgürlükler, demokrasi, insan hakları gibi kulağa hoş gelen 12 Eylülden bu güne özlem duyulan değerleri çıkarları ekseninde kullanıp ezici çoğunlukla iktidara getirmiştir. Sınıfsal değerde bakan insanlar iyi bilir ki, AKP’yi iktidara taşıyanlar sermaye, ordu, cemaat, tarikatlar ve Amerika’dan başka kimse değildir. AKP'nin iktidara gelmesiyle 3. Evreye geçilen eğitim- öğretim aslında 1950'lerde başlayan tahribatın son evresidir. Bu dönemde darbe yapacak kadar güçlenen cemaatlere çok büyük imtiyazlar verilmiş, sekiler, sorgulayan, çağdaş eğitime gönül vermiş son kadrolarda tasfiye edilmiştir. 20 yıllık iktidarlarında üniversiteden anaokullarına kadar kendi siyasal ve dini değerlerini kamusal alanda kalıcı kılmak için 10 defa farklı formatları denemişlerdir. Son 5 yıllık süreçte ise doğal afet, salgıları kendi lehlerine çevirip tamamen okulları kapatmışlardır. Türkiye'deki bu kaotik süreci açmanın tek yolu toplumsal muhalefeti yükseltmek ve eğitim örgütlerinde yandaş sendikalara inat parasız eğitim, parasız sağlık mücadelesi veren sendikalarımıza sahip çıkmaktır. Seçimlerden sonra ilk yapılması gereken şey eğitimde laik, bilimsel, çağdaş, cumhuriyet değerlerinde bir sistemi inşa etmek. İlkokuldan üniversiteye günümüz şartlarına uygun yeni, mesleki temellerde orta öğretim okulları açmak, üniversitelerde alan öncelikli üniversiteleri hayata geçirip 20 yıllık süreçte öğretmen, akademisyen, personel alımlarını gözden geçirmektir.
Ekleme Tarihi: 18 Şubat 2023 - Cumartesi

Uzaktan eğitim deyip geçme

“Bir grup profesör konferans için yurt dışına davet edilir. Gidecekleri ülke için Esenboğa hava alanından uçağa binerler. Uçakta

Kapılar kapandığında ve uçak kalkmak üzereyken, uçakla acil sireni çalmaya başlar, tüm profesörler korkudan kapıya yönelir. Uçağın stajyer öğrencileri tarafından şaka yapıldığı bilgisini alırlar.

Homurtularla yolcular yerlerine dönerken bir profesör hiç istifini bozmamış olduğunu görürler.

Hostes gelip profesöre

 “hocam siz neden koşmadınız?''

Bizim istifini bozmayan Prof.

 “Onlar bizim öğrencilerimiz.”

Yine hostes sormaya başlar

“Onların iyi çalıştırdığınızda ve eğittiğinizden emin misiniz?”

Bizim Prof. Sakince cevaplar: “Uzaktan eğittik; bunların aldığı eğitimle bu uçağın uçmayacağına eminim.”

Sevgili Seydişehirli hemşerilerim size kıssadan hisse niteliğinde bir fıkrayla eğitim ve öğretimin ne kadar hayati bir önem taşıdığını vurgulamak istedim.

Yüz yıllık cumhuriyet tarihimizde öğretimde 3. Yıkım dönemini yaşıyoruz. Cumhuriyet kurulduğunda okur-yazar oranının yüzde 13 olduğu bir ülkede Gazi paşanın ilk sözü ''gerçek kurtuluş savaşı yeni başlıyor. Bu savaş cahilliğe ve gericiliğe karşı aydınlanma savaşıdır.'' sözü eğitim ve öğretimin Cumhuriyetin kurucu unsurları tarafından en büyük sorun olduğunu, Anti-emperyalist savaşın salt silahla değil eğitim, öğretimde yeni devrimci bir duruşla millet temelleri atılmıştır.

Türk tarih kurumu, Dil tarih ve coğrafya fakültesi, Ankara üniversitesi ve Cumhuriyetin mihenk taşı köy Enstitüleri Cumhuriyetin çocukluk döneminde hayata geçirilmiştir.

1945 sonrası ve 10 yıllık demokrat parti döneminde Türkiye’deki üst aklın Amerikan emperyalizmiyle flört döneminde eğitim ve öğretimde yap-boz döneminin temelleri atılmıştır.

 12 Eylül 1980 askeri faşist darbesine kadar eğitim-öğretimde dönemsel ayarlar yapılsa da, sermaye ve Amerikan Emperyalizminin uşağı Evren ile 2. Evreye geçilmiş binlerce öğretmen, öğrenci aydın, akademisyen tutuklanmış, hapse atılmış yâda okullarından uzaklaştırılarak bugünlerin temelleri atılmış, Türkiye’de dinci, ırkçı, mezhepçi, tek tipçi eğitimin temelleri atılmış, bunu da cumhuriyeti koruma adına Kemalist bir algıyla yaptıklarını topluma empoze etmeye kalkmışlardır.

Miladını ve görevini tamamlayan cuntacılar görevlerini Amerikancı, piyasacı, muhafazakârlıktan beslenen Turgut Özal ile zihniyet algılarını devam ettirmişlerdir.

ANAVATAN Parti’sinin eliyle boşalan eğitim kadrolarını muhafazakâr, tarikatçı, cemaatçi kadrolarla doldurmuş.  Milli eğitim bakanlığı hep tarikat üyelerinden seçilmiştir.

Bu dönemde eğitim, sağlık gibi temel insan hakkı olan kavramlar sermayeye açılmış, tarikat, cemaatler hızla özel okullar ve hastaneler açmaya başlamış, tüm parasız yatılı okulları, yatılı meslek, öğretmen okulları tek tek kapatılmıştır.

2000'li yıllara kadar sermaye-ordu arasındaki paylaşım rant savaşıyla mağdur olan kesimler hep emekçiler, işçiler, köylüler, inançlı kesimler olmuş, siyaseti ve hayatı doğru okuyamayan sistemden beslenen burjuvazi çıkarı gereği bazen ordudan, bazen muhafazakar cenahtan yana tavır almış ama tek derdi sistemin devamından yana olmuştur.

2000'li yıllarda iyice tıkanan sistem ve sermaye yeniye ait hiç bir emaresi olmayan refah partisi, anavatan partisi, doğru yol partisinde siyaset yapan kadroları Erdoğan liderliğinde parlatıp iktidara taşımış bir taşla birçok kuş vurmuş, kendi adına nefes almıştır.

AKP bu süreçte farklı bir vizyon, farklı bir siyaset sloganlarıyla iktidara gelmiştir.  Bunlar bireysel, dinsel, siyasal özgürlükler, demokrasi, insan hakları gibi kulağa hoş gelen 12 Eylülden bu güne özlem duyulan değerleri çıkarları ekseninde kullanıp ezici çoğunlukla iktidara getirmiştir. Sınıfsal değerde bakan insanlar iyi bilir ki, AKP’yi iktidara taşıyanlar sermaye, ordu, cemaat, tarikatlar ve Amerika’dan başka kimse değildir.

AKP'nin iktidara gelmesiyle 3. Evreye geçilen eğitim- öğretim aslında 1950'lerde başlayan tahribatın son evresidir. Bu dönemde darbe yapacak kadar güçlenen cemaatlere çok büyük imtiyazlar verilmiş, sekiler, sorgulayan, çağdaş eğitime gönül vermiş son kadrolarda tasfiye edilmiştir.

20 yıllık iktidarlarında üniversiteden anaokullarına kadar kendi siyasal ve dini değerlerini kamusal alanda kalıcı kılmak için 10 defa farklı formatları denemişlerdir. Son 5 yıllık süreçte ise doğal afet, salgıları kendi lehlerine çevirip tamamen okulları kapatmışlardır.

Türkiye'deki bu kaotik süreci açmanın tek yolu toplumsal muhalefeti yükseltmek ve eğitim örgütlerinde yandaş sendikalara inat parasız eğitim, parasız sağlık mücadelesi veren sendikalarımıza sahip çıkmaktır.

Seçimlerden sonra ilk yapılması gereken şey eğitimde laik, bilimsel, çağdaş, cumhuriyet değerlerinde bir sistemi inşa etmek. İlkokuldan üniversiteye günümüz şartlarına uygun yeni, mesleki temellerde orta öğretim okulları açmak, üniversitelerde alan öncelikli üniversiteleri hayata geçirip 20 yıllık süreçte öğretmen, akademisyen, personel alımlarını gözden geçirmektir.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve seydisehirgundem.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.