Yazı Detayı
29 Ocak 2020 - Çarşamba 02:24 Bu yazı 677 kez okundu
 
Vazife
Uğur Demircan
ugurdemircan@outlook.com
 
 

Üst tarafı kemerli ahşap pencereden, rüzgârda nazlı nazlı salınan kavak dallarını, dalların uçlarında ise birer halay mendili misali uçuşan yemyeşil yaprakları görüyordu. Aceleci serçeler konup kalkıyor, yaylandırıyordu dalları. Yaz ortasıydı ama esintiliydi hava. Orta Anadolu'nun terletmeyen efendi yazlarından biriydi. "Cennet havası" derdi babası böyle havalara. Derin bir soluk aldı. Çemen otu kokusu giriyordu pencereden içeri hafifçe. Çam kokuları geliyordu ılgıt ılgıt. Gözlerini kapatıp, düşüncesiz, hesapsız, korkusuz bir ânın içine sokuldu. Bağdaş kurup oturduğu yerde elinin altındaki eski halı, yapıldığı yün sayesinde olacak, hakiki bir his veriyordu. Sıcak ve sevecen bir histi bu. Yavaş yavaş sürtüyordu elini, gözlerini açmadan. Nazikçe okşuyordu. Yününü verene teşekkür ediyordu sanki. Başka hiç bir şey düşünmüyor, düşünmek de istemiyordu. Çocukluğundaki gibi saf ve mutluydu yeniden. Bu ânın içinde saklı kalmayı ne çok isterdi. Yaşadığı ve yaşayacağı tüm yılları bir kenara bırakıp, bu saf ve kaygısız lâhzaya dalıp kalmak ve mümkünse bugüne, bu uğursuz güne dönmemek... Ama hayat dediğin anlardan oluşan bir süreçti ve bu anların hepsi istediği gibi olmuyordu işte. 
Oymalı ahşap kapı ağır hareketler ve gıcırtılarla açılıp kapanmaya başladı. Açıldıkça ışık huzmeleri saldırdı içerideki loş karanlığa. Işığın sarı kolları arasında tozlar uçuştu. İnsanlar girmeye başladı birer ikişer. Genç, yaşlı, işçi, memur, sarı, kara çeşit çeşit insan evlâdı, yaptıkları işleri, alışverişlerini bırakıp, gizli bir davet almışçasına sessiz ama aceleci adımlarla toplandılar yün halıların üstünde. Kimi bağdaş kurarak, kimi yer kaplamaktan korkarcasına dizlerini altında toplayarak, kimi düpedüz ayak uzatarak, sağa sola dağınıkça oturdular önce. Sayıları arttıkça yan yana sıralanmaya başladılar. Oturur oturmaz herkes kendi dünyasına dalıveriyordu. Kimse birbiriyle konuşmuyordu. Kimi yere kimi duvarlara bakıyor, kimi bu dünyayı kimi başka âlemleri düşünüyor; kimi kapatıp gözlerini -dışarıdan belli olmamasına da çalışarak- kim bilir hangi dertlerine dalıyor, kimiyse belki sadece yarın ödeyeceği senedi düşünüyor ama hiçbirinin ağzını bıçak açmıyordu. Az evvel dostlarıyla konuşan, sevdikleriyle gülüşen oynaşan, hasımlarıyla kavga eden, kıskandıklarına haset eden, dedikodu yapan, meşru işler yapan ya da 'gayrı'sına dalan her türlü âdemoğlu burada hep aynı tefekkür maskesi içinde görülüyor, hepsi de yeni doğmuş bir çocuk saflığı ve biçareliğine bürünüveriyordu. Tek tek yüzlerine bakıyor ancak kimin riyakâr kimin hakiki duygular içinde olduğuna dair kat'i bir tahminde bulunamıyordu. Belki bulunmamalıydı da. Bu hakkı ve salahiyeti kim vermişti ki ona hem? Utandı; vazgeçti. Önce kendine bakmalıydı insan. Öyle derdi babası. Evvela kendi kapının önü temiz olmalıydı.
Pencereden giren çam ve çemen otu kokularını, bambaşka kokular bastırmıştı şimdi. Yanından geçen insanların bazıları -bilhassa ihtiyarlar- ile birlikte yağlı, baharatlı çeşit çeşit rayihalar da içeri giriyor ve adeta birer insan gibi cisimleşerek, boş buldukları yerlere bağdaş kurup oturuveriyorlardı. Bu türlü kokulardan çok hazzetmez, ağır ve 'yaşlı işi' bulurdu. Kötü kokmaktan iyiydi elbette ama olması gerekenden daha yoğundu işte. Şu var ki uzun sürmeyecekti burada bulunuşu; bir müddet katlanabilirdi. Üstelik bu misk dedikleri, bir çeşit yer bildirici yahut mekân etiketi olarak kazınmıştı beynine ta çocukluğunda. Sadece burada kullanılırdı neredeyse. Bahçede yaşlılar birbirlerine tutarlardı, içindeki pamuğa damlatılmış küçük bir kutuyla. Burası dışında hiç bir ortamda görmemiş, koklamamıştı. Bu yapının ruhuna işlemişti, duvarlarına sinmişti neredeyse. Cami demek misk demekti.
Vakit erişti, saflar sıklaştı. Babasının kendisine öğrettiği şekli hiç bozmamıştı yıllar boyu; nasıl öğrettiyse, hangi dualar, surelerle öğrettiyse yine öyle kıldı namazı. Vaazı dinlemek sevap, derdi babası; yine aynı çocuksu merak ve saygıyla dinledi. Babasıyla buraya ilk geldiği günü düşündü. Annesinin başına taktığı ince dantel başlığa neden 'terlik' dendiğini hiç anlayamamıştı. Neden konuşmaması ve fazla kımıldamaması gerektiğini de... Hiç kımıldamadı yine. Burnuna sinek konsa kovalamaya, elini kaldırmaya utanırdı. Aynı hızla çekti tesbihin tanelerini naylon ipte bir yönden bir yöne. Her bir tesbih tanesi, hayattan bir gün gibi kayıyordu. Her bir gün, tek tek çekiliyordu bu dünyadan. Ağlamıyordu. Ağlayamazdı; öyle öğretmişti babası. Hele ki çırpınmak, dövünmek ne kadar günahtı! Sabırla ve metanetle karşılamak gerekliydi. O da öyle yapacaktı.
Ayakkabılarını giydikten sonra, bu kez insanların dışarıda oluşturdukları sıraya yaklaştı. Bu kadar kalabalık ne ara toplanmıştı buraya? Çoğu eskiden gelip gittikleri, bunca zamandır nerede olduğunu bilmediği yaşlı kişilerdi. Sanki son yıllarda bir yerlerde saklanmış da duyunca yerlerinden çıkıp gelivermişler, gelip son bir vazife için toplanmışlardı. Kalabalığın içinden sessizce ilerledi. Rüyada gibiydi. Kendisiyle bu kadar yakından alâkalı bir toplantıda, bir başkasının hayatını izler gibiydi. Bastığı yer altından kayıyor, toprağa basmadan yürüyordu sanki.
En ön sıranın ortasında durdu. Ayaktaydılar bu kez. Çam kokularının tam da içine, ağaçların altına sıraya geçmişlerdi. Caddeden geçen bir motosikletin gürültüsü, cırcırböceklerini bastırdı bir süre. O da geçtikten sonra, sesler kesildi. Herkes sustu. Bir an tüm kâinat sustu sanki. Yolculuk vaktiydi artık. Önündeki yeşil örtülü uzun kutunun içinde çocukluğuna, gençliğine, erişkinliğine şahit olmuş, onu kollamış, eğitmiş, maddesinden ruhuna kadar her şeyinde izi bulunan bir kişioğlu yatıyordu. Yoksuldu. Kalenderdi. Temiz kalmıştı elverdiğince. Bu dünyaya nasıl geldiyse aynı gidiyordu adeta. Ağlamayacaktı. Öyle öğrenmişti. Yaz ortasıydı ama esintiliydi. Orta Anadolu'nun, efendi yazlarından biriydi. "Cennet havası" derdi babası.
Temmuz 2018, İzmir

Hece öykü dergisi, Aralık 2019

 
Etiketler: Vazife,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
15 Nisan 2020
Tarih ve Türk tarih kurumu
425 Okunma.
12 Nisan 2020
Babamın Sözcükleri
486 Okunma.
29 Mart 2020
Rüya
318 Okunma.
02 Ocak 2020
Tercih
505 Okunma.
08 Aralık 2019
Hercai
640 Okunma.
02 Aralık 2019
Kırık
357 Okunma.
01 Kasım 2019
Gelin
551 Okunma.
28 Eylül 2019
Yine
481 Okunma.
09 Eylül 2019
Okumak
552 Okunma.
03 Eylül 2019
Kefaret
462 Okunma.
03 Ağustos 2019
Leylâ
587 Okunma.
06 Temmuz 2019
Devridaim
436 Okunma.
17 Haziran 2019
Sükût
511 Okunma.
16 Mayıs 2019
Uzaklardan bir serzeniş
516 Okunma.
11 Nisan 2019
Kumar
707 Okunma.
04 Mart 2019
Kar
680 Okunma.
25 Şubat 2019
Fotoğraf
614 Okunma.
17 Şubat 2019
Etiket
707 Okunma.
10 Şubat 2019
Sait Faik
695 Okunma.
03 Şubat 2019
Şirince'nin aksi
768 Okunma.
27 Ocak 2019
Araf
668 Okunma.
21 Ocak 2019
Küçük Kıyamet
684 Okunma.
13 Ocak 2019
Büyük kıyamet
605 Okunma.
06 Ocak 2019
Kar
746 Okunma.
29 Aralık 2018
Ercan Hoca'ya
711 Okunma.
23 Aralık 2018
Madde, mânâ, kelâm
664 Okunma.
16 Aralık 2018
Harften cümleye
732 Okunma.
09 Aralık 2018
Yılların ötesinden bir fotoğraf
738 Okunma.
02 Aralık 2018
İmece müzesi
691 Okunma.
25 Kasım 2018
Kâğıt, kalem ve yazma üstüne
762 Okunma.
18 Kasım 2018
İzmir
832 Okunma.
11 Kasım 2018
İndiroid market
735 Okunma.
04 Kasım 2018
Makas
748 Okunma.
28 Ekim 2018
Kemal Sunal
750 Okunma.
21 Ekim 2018
Ayna ayna
765 Okunma.
14 Ekim 2018
Yazmaya dair
789 Okunma.
07 Ekim 2018
Başarı
909 Okunma.
30 Eylül 2018
Düzeltme ve gurur
925 Okunma.
23 Eylül 2018
Sinemada seyredilen ilk film
808 Okunma.
16 Eylül 2018
Şi-irsaliye
759 Okunma.
09 Eylül 2018
Facebook'tan öğrenilenler
866 Okunma.
02 Eylül 2018
Nehir
859 Okunma.
26 Ağustos 2018
Telâki
1016 Okunma.
19 Ağustos 2018
Plure(S) Vıtae (gerçek yaşam)
910 Okunma.
12 Ağustos 2018
Okumaya mı geldik?
964 Okunma.
05 Ağustos 2018
Okuma aşkı
1068 Okunma.
30 Temmuz 2018
Ne için yazıyorum?
1027 Okunma.
23 Temmuz 2018
Fan davası
1038 Okunma.
15 Temmuz 2018
Çocukluğum
1189 Okunma.
08 Temmuz 2018
Bilinç akışı
1215 Okunma.
02 Temmuz 2018
yaşayanlar morgu
1102 Okunma.
28 Haziran 2018
Uçurum
1146 Okunma.
18 Haziran 2018
Son salıncak
1134 Okunma.
11 Haziran 2018
Gececi
1209 Okunma.
03 Haziran 2018
Vapurda
1199 Okunma.
28 Mayıs 2018
Adam suretli böcekler
1245 Okunma.
21 Mayıs 2018
Kavşak
1153 Okunma.
13 Mayıs 2018
Sigara
1213 Okunma.
06 Mayıs 2018
Kuğulu park
1383 Okunma.
30 Nisan 2018
Suya düşen balık
1233 Okunma.
22 Nisan 2018
Görünmez kitap ve daktilo
1194 Okunma.
16 Nisan 2018
Müstehzi
1172 Okunma.
09 Nisan 2018
Pasaj
1277 Okunma.
25 Mart 2018
Hiç artı sıfır
1267 Okunma.
18 Mart 2018
AH-lep
1276 Okunma.
15 Mart 2018
Amcamın paraları
1617 Okunma.
Haber Yazılımı