Yazı Detayı
08 Temmuz 2018 - Pazar 11:59 Bu yazı 189 kez okundu
 
Bilinç akışı
Uğur Demircan
ugurdemircan@outlook.com
 
 

Aklıma yazacak hiç bir şey gelmiyor. Neden yazmaya oturdum o halde? Şu, yazarlık dersi verenlerin 'bilinç akışı' dedikleri yöntemi mi denemeye karar verdim? Bir hikâye olmaksızın, kendiliğinden... Yoksa sadece aklımı meşgul etmek mi amacım? Aslında galiba ikincisi. Meşgul etmezsem, bir sürü şey doluşuyor. Bir sürü zehirli, ölümcül, habis fikirler doluşuveriyor ve kemirdikçe kemiriyorlar beynimi içten içe. Durduramıyorum onları. Bunun tek çaresi yazmak galiba. 
Böyle yalnız kaldığım anlarda, geçmişten koca koca kaya kütleleri kopup geliyor ve birer ikişer iniyorlar kafama . Hiç bir şeyi unutamıyorum. Bende böyle bir hastalık var. Başıma gelenleri, özellikle suçum olmayanları asla unutamıyorum. Zaman bir çeşit ilaçsa bende etkili değil. Mesafeler şifa ise bana işlemiyor. Nereye kaçarsam kaçayım... Gittiği her yere kendini de götürüyor insan zira. Kendini de, geçmişini de, geçmişini oluşturanları da…
"Yolun açık olsun" diyenlerimiz oldu geçmişte. Ama hiç arayıp sormadılar sonradan, nasıldı yol, açık mıydı diye. Belki de yolun açık olsun diyendi düşmanı insanın. Açık olsun ki defol git işte, seninle işim bitti! "Hayır, yolun kapalı olsun, gitme!" diyeni bulamadık ki. Çıktık yola bir kere evet, ama kaybettik yolumuzu. Sahi, kim kesti lan o yolun kurdelesini?
Burnuma kokular geliyor bazen. Çocukluğumdan… Dayımın muhasebe bürosu vardı dedemden kalan evin altında. Metal masa, sandalye, masada tahterevalliye benzer mürekkep kurutucu, karbon kâğıtları… Köşede eski vantilatör, duvarda dalgalarla boğuşan yelkenli bir gemi resmi. Kokular hatırlıyorum. Tozlu klasör, evrak kokuları... Daktiloyu ilk orada görmüştüm meselâ. Onun kokusu geliyor şimdi burnuma, yazıya oturduğumda. Tuşlarının çınlamalı gürültüsünü, bazen birbirine yapışıveren bir kaç harfi, onları ayırırken elime bulaşan mürekkebi... Yıllar sonra eniştemin kırmızı daktilosunda maliye sınavlarına hazırlanışım geliyor aklıma. İlk öykümü daktilo edişim... Daktiloyla yazmayı ne çok severdim. Daktilolu adamlar vardı eskiden. Her ailede olur muydu bilmem. Kimi dayı, kimi amca, kimi enişte...
Fotoğraf makinalı adamlar da böyleydi. Ailenin özel günlerinde, belki de tek bir tane, özenilmiş, sülalece toplanılmış o fotoğrafı çeker, çoğaltır, dağıtırlardı. Kenarı kırışmış albüm naylonlarının arasındaki siyah beyaz hatıralar, bu adamların eserleriydi. "Bak, şu benim, şu rahmetli teyzem, şu... bu kimdi yahu? Hah, o zamanki ev sahibimizin kızı." Üstten bakmalı olurdu bu makinaların bazısı. İlle de ayarlı olacaktı. Diyaframı, enstantanesi... Ayar adamıydı onlar. Bilen adamlardı.
Bunların bazılarının gitarı olurdu evinde. Bazılarının sazı... Gençliğinden kalmaydı; çaldıklarını hiç görmedim ama vaktiyle çok çalınmıştı belli ki. Çocuk aklımla, kadınlar keklerine çaylarına boğulmuşken, çaktırmadan elimi uzatır, minik parmak uçlarımla tellere dokunuverirdim, ses çıkarmaya korkarak. Sülalede belki bir tane olurdu bu adamlardan da.
Bu adamları hatırlıyorum işte. Daktilosu, fotoğraf makinesi, film makinesi olan, gitar çalan... Kapak kartonu ince, renksiz, resimsiz ama içi dolu kitaplar okumuş, şimdi çoğu çizik vinil plaklar dinlemiş, büyük güzel şehirler, terbiyeli insanlar görmüş adamlar. Bunlara özenerek geçti denilebilir çocukluğum.
Bu yaptığımı düşünüyorum şimdi de: Çağın hastalığı, nostalji saplantısı. Sobalı ev, pazar banyoları, jetgiller... Niye böyle yapıyoruz? Günümüz o kadar mı boktan da mutluluğu geçmişte arıyoruz? Yoksa hiç birinizde yok da bir tek bende mi var bu hastalık? Hayır hayır. Sadece bende olamaz. Yapıyorsunuz görüyorum. İnternette özellikle...
Şöyle mi oluyor acaba, geçmişle ilgili insan, sadece iyi şeyleri mi hatırlıyor? O dönemde de tecavüz, şiddet yok muydu mesela? Savaşlar, yoksulluk, açlıktan ölen çocuklar yok muydu? O dönemde de fakirlikten anası ağlamıyor muydu insancıkların? Niye bunlar hatırlanmıyor gibi hiç? 

Sonra bir de günümüzdeki teknolojik aletler konusu var. Bilgisayarlar, telefonlar... Masumiyetimizi yok edenin, o araçlar olduğuna inanamıyorum ben. Suçu onlara yüklemek kolaycılık oluyor bence. Aşksa, dostluksa bugün de yaşanıyor. Belki daha rafine, ama var. Akıllı telefonlara gömülmekten şikâyetçi şimdilerde herkes ama o konuda da yapacak bir şey yok kanımca. Her dönemin getirileri de oluyor götürüleri de. Mesela; 70'lerde insanlar akşam misafirliklerinde tam manasıyla sohbet edebilirlerken, 80'lerde hep birlikte susup Dallas izler olmuşlardı. Buna ne demeli? 
Sözün özü, biraz bugünü mü iyileştirmeye çalışmak lazım acaba? İlahlaştırmasak mı artık şu zaman süreçlerini? O dönemi güzel yapan biz miydik yoksa. Daha mı masumduk o zaman? Ayrıca teknolojinin getirdiği kolaylıklardan memnunum ben şimdi. Keşke o zaman olsaydı, bugünkü bir çok şey. İflahımız kurumuş lan bizim yokluktan!
Bilinç akınca böyle oluyormuş demek ki. Yazıya Ercan Kesal gibi başlayıp, Hıncal Uluç gibi bitirebiliyormuş insan.

 
Etiketler: Bilinç, akışı,
Yorumlar
Ulusal Gazeteler
Yazarlar
Alıntı Yazarlar
Süper Lig
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
1
Akhisarspor
0
0
0
0
0
0
2
Trabzonspor
0
0
0
0
0
0
3
Sivasspor
0
0
0
0
0
0
4
MKE Ankaragücü
0
0
0
0
0
0
5
Medipol Başakşehir
0
0
0
0
0
0
6
Kayserispor
0
0
0
0
0
0
7
Kasımpaşa
0
0
0
0
0
0
8
Göztepe
0
0
0
0
0
0
9
Galatasaray
0
0
0
0
0
0
10
Fenerbahçe
0
0
0
0
0
0
11
Çaykur Rizespor
0
0
0
0
0
0
12
Bursaspor
0
0
0
0
0
0
13
BŞB Erzurumspor
0
0
0
0
0
0
14
Beşiktaş
0
0
0
0
0
0
15
Atiker Konyaspor
0
0
0
0
0
0
16
Antalyaspor
0
0
0
0
0
0
17
Alanyaspor
0
0
0
0
0
0
18
Yeni Malatyaspor
0
0
0
0
0
0
Özlü Sözler
İyilik yap ehli olana da, olmayana da, ehline isabet ederse yerini bulur. Etmez ise ehli sen olursun


Hz. Muhammed
Bir Hadis
İnsanlara merhamet etmeyene Allah merhamet etmez.


Nöbetçi Eczane


Nöbetçi eczanlerle ilgili detaylı bilgi için lütfen tıklayın.

Arşiv
Modül 1

Bu modül kullanıcı tarafından yönetilir, ister kod girilir ister iframe ile içerik çekilir. Toplamda kullanıcı 5 modül ekleme hakkına sahiptir, bu modül dahil tüm sağdaki modüller manuel olarak sıralanabilir.

,